Muayenehane Dergisi

Sadece muayenehanelerin bekleme salonlarında yayınlanmak üzere basılan; lüks yaşam, zenginlik, stil ve pahalı hobileri konu alan dergilere verilen genel ad. Özellikle dişçi muayenehanelerinin vazgeçilmezi olduğu için, dişçi dergisi olarak da anılır.  

Dişçilik müessesesi olmasaydı bugün Tedirgen bir lifestyle ve lüks yaşam uzmanı olamazdı.

Kimileri dişçi ziyaretinden korkar. Bense bilakis iple çekerim diş kontrolünü. Normalde 6 ayda bir kontrole gidilmesi önerilir ama ben trendi yaratmak ve sizlere iletebilmek için mevsimlik (3 ayda bir) uğruyorum sevgili dişçime.

Bu sayede hem cemiyet davetlerinde fotoğraf falan çektirirken cillop implantlarımı nal gibi sergileyebiliyor, hem de son 3 ayda birikmiş, banka hesabımdan taşan gelirimi nerelere gömmem, ne şekilde değerlendirmem gerektiğini en güvenilir kaynaktan; muayenehanenin bekleme salonundaki dişçi dergilerinden öğrenebiliyorum.

Misal: Gelecek yaz yat alırken Fransız mı İtalyan mı tercih etmeliyim? Türkler de fena değil diyorlar ama şimdi 2 Milyon dolarlık Türk yapımı fiber yatın astarı pahalıya gelir diye çekiniyorum. Yatı aldık, buna bir de ada lazım. Hangi okyanusun adaları tercih edilmeli? O adadaki malikanemi bu yaz sezonu için rustik mi, organik mi döşesem? Altın ticaretinde hangi Afrika ülkelerini tercih etmeliyim? İşte, bu ve benzeri tüm yaşamsal kaygılarım, dişçimi her ziyaret edişimde implantlarımdaki lekelerle beraber ortadan kayboluyor. Ve yeniden merhaba, dolce vita!

Tedir-1 prototipi, gerçeği bu yaz başı sıcak sulara iniyor.

Yalnız, hassas ve empatik bir insan olduğum için, kafamı kurcalayan bir husus vardı. Hadi ben ada, yat, kat alabiliyorum, bu dergileri de keyifle okuyorum ama ya alamayanlar, mesela sizler? Merak etmeyin. Bu hususta dişçime danıştım.

“Doktor bey bir sorum var size” dedim; “normal veya fakir insanların dişleri çürümez mi? Size ve benim gibi cemiyet hayatının önde gelen simalarına hava hoş ama, şu kanapedeki fakir kılıklı adam bu dergileri n’aapsın?” Gözlem kabiliyetime ve insanlığıma hayran kalan doktor, sevecen bir gülümsemenin ardından durumun sebebini açıkladı:

“Bak Ted, sen farketmiyorsun ama diş biraz lüks işidir. Öyle her önüne gelen senin gibi 3 ayda bir diş kontrolüne gelemez. Bu dergilerle ziyaretçileri hem psikolojik olarak muayene ücretine hazırlıyoruz,  hem de bekleme esnasında kendilerinin egolarını ezerek, canlarının aslında o kadar da değerli olmadığı mesajını bilinçaltına işliyoruz. Haliyle hasta dişçi koltuğuna oturduğunda, zihinsel ve bedensel savunma mekanizması nereseyse çökmüş oluyor. Senin anlayacağın, bir nevi “oy gitsin doktor bey, zaten oyan oymuş” sendromu yaratıyoruz hastada. Dişçi dergisi konseptinin henüz varolmadığı dönemlere oranla anestezi masraflarında ne denli tasarruf ettiğimizi söylesem, inan senin bile dudağın uçuklar!”

Asla gibidir.

Doktor bu tatmin edici açıklamadan sonra kulağıma eğilip, hakikaten dudağımı uçuklatan o rakamı telaffuz etti. Hakları varmış dişçilerin. “Peki bu dergileri almak çok masraflı olmuyor mu?” diye sordum, meğer dergiler ücretsiz geliyormuş. Normal dergicilerde normal insanlar tarafından asla satın alınmayan, normal bir yaşam süren hiçbir kimsenin ilgilenmediği bu yayınları, dağıtıcıları -dişçiler başta olmak üzere- muayenehanelere hibe ediyorlarmış.

Hipstırt

Yerli hipsterlara verilen genel ad. Hipster kültürünün Türkçesi, hipsterlığın “tırt” hali. Belirtmekte yarar var, kimi dilbilimciler “hipstırt” kelimesinin “hipster Türk”ün kısaltması olduğunu savunagelmişlerdir.

ABD’de ilk kez 1940′larda Beat kuşağı döneminde ortaya çıkıp, 1990′larda indie rock camiasında tekrardan dirilen, popüler kültüre ve ana akıma karşı durayım derken 2000′lerin sonlarına doğru internetin de yardımıyla karşı durduğu şeylerden beter konuma düşen hipsterlık müessesesi, her şeyi 10 sene geriden, yalan yanlış takip eden gençlerimiz tarafından ülkemizde de oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Neyse, genç olsun güç olmasın diyor ve hipstırt gençlerimize ışık tutmasını dileyerek, İKKMKB ekibinin* katkılarıyla hazırlamış olduğum düşük bütçeyle hipstırt imajı oluşturma rehberini huzurlarınıza sunuyorum:

hipstırt

Düşük bütçeyle hipstırt imajı oluşturma rehberi

 

* FY, BCÖ, MY’ye teşekkürlerimle.

Bienal sanat için midir yoksa toplum mu yumurtadan çıkar?

Sanat ulusları yüceltir.
Neşe Banu Dat Kam

Geçtiğimiz hafta, günlerden bir gün nihayet “İsimsiz” isimli 12. İstanbul Bienali’ne gitmeyi başardım. Bildiğiniz gibi bu seneki etkinliğin ana sponsoru The Koç Holding Intl. Inc. Corp. Ltd. Şti., fahri sponsoru da bizim İKKMKB. Aslında bendeniz Tedirgen Başkan’ı açılışa davet etmişlerdi fakat o gün önemli bir çekimim olduğu için maalesef eğlenceye şahsen iştirak edememiş, onun yerine Cihangir merkez ofisimizin önde gelen hipstamatik simalarını vekilim olarak göndermiştim. Açılışa katılanlar bizimkileri mutlaka farketmişlerdir.

İzninizle “İsimsiz” Bienal’e, yani çağdaş san’atın ta kendisine dönmek istiyorum yüzümü. San’attan kasıt nedir? Bienal’in bize kastı nedir? Gelin biraz bu konuları irdeleyelim…

İyi Sanat Nedir Ki?
Sanat eserlerini değerlendirirken şu unsurları dikkate almalıyız:

1) Teknik 
Burada kastedilen, sanatçıyı ortalama insandan üstün kılan fiziksel yetenekler bütünüdür. Erkek arkadaşınızın, kocanızın vs. “ne lan bu, bunu ben de yaparım!” diye aşağılayamayacağı türden eserler çoğunlukla bu teknik üstünlüğe işaret eder. Misal: bir Rönesans ressamının fotoğrafımsı mükemmellikte perspektife sahip çizimi, hızdan parmakları görünmeyen bir gitaristin solosu ve benzeri eserler, performanslar; bize eseri ortaya koyan sanatçının olağanüstü yeteneğini ve / veya sanatına feda ettiği uzun yılları düşündürtür. Dikkatinizi çektiyse, bendeyaparizm akımının temsilcileri bu tip sanata ve sanatçıya pek bulaş(a)mazlar.

2) Özgünlük
Daha genç olduğum dönemlerde Ezgi’nin Badiparmağı, Fatih Kısaparmağı gibi kişi ve gruplarla özdeşleştirdiğim özgünlük kavramı meğer bambaşka bir şeymiş: bildiğimiz orijinallik işte. Hatta ciğerini bildiğimiz “orcinallik”. Bir şeyi ilk kez yapmak. Yapılan şeyin başkalarının yaptıklarına benzememesi, araklama olmaması… Fırça bıyık ve mıymıy zınzın gıygıy zınzın müzik değilmiş meğer özgünlük. Öz olmakmış öz!

3) Yaratıcılık
Özgünlüğe benzese de, yaratıcılık farklı bir kavramdır. Her özgün eser yaratıcı, her yaratıcı eser özgün olacak diye bir kaide yoktur. Mesela herkesin aklına gelebilecek, herkesin yapabileceği ama kimsenin oturup hayata geçirmeye tenezzül etmeyeceği bir eser ortaya koysaydım, yaratıcı sayılır mıydım? Sanmıyorum. Peki neticede eserim özgün olur muydu? Olurdu. Alın size taze çektiğim, bendeyaparizm etkileri taşıyan özgün sanat eserlerimden biri:

Bu da benim Pörfek Lavırs'ım

Tedirgen, "Pörfek Lavırs: 12. Bienal Tefsiri ve 1 Türk Lirası" enstalasyonu, 2011. Plastik lamba altında MDF İkea sehpasına aplike.

Yaratıcılık özgünlüğün ötesinde bir kavram. Burdan pek sayın çağdaş sanatçılara seslenmek istiyorum: Arkadaşlar, bir şeyi ilk kez yapmaya evet ama yetmez. Üzgünüm, İKKMKB olarak biz de sizleri ancak bir yere kadar savunabiliyoruz. Yaratıcı olmak, bir şeyi yapan ilk kişi olmanın yanı sıra, o şeyi düşünebilen ilk kişi olmayı da gerektiriyor. Mesela gözlemcilere “vay be, adamın / kadının nerden de aklına gelmiş, nasıl da yakalamış, ulan kırk yıl düşünsem olaya bu açıdan bakamazdım!” dedirten bir eser, muhtemelen yüksek derecede yaratıcı bir eserdir.

Ve inanır mısınız, özgün olmadan da yaratıcı olmak mümkün. Orijinalini sollayan cover şarkıları dinleyiniz, internette her gün dibimizi düşüren, güldürürken düşündüren fotoğraf ve video kolajlarına bakınız (ama sakın ha kitaptan uyarlanan filmleri izlemeyiniz çünkü herkesin bildiği gibi “kitabı filminden çok daha iyiydi yane”). Artık gezegenimiz o kadar çok sanat sepet(çi) doldu ki, inanın bazen sanatta geri dönüşüm yapmak yeni sanat üretmekten daha hayırlı olabiliyor. Onun için, sayın çağdaş sanatçı, lütfen bir sonraki eserini yumurtlamadan önce bir dur ve gezegeninin halini düşün. Sonra da ne halin varsa gör.

Şekilli Anlatım
Sanat değerlendirmelerinde kullanacağımız 3 ana unsuru (teknik, özgünlük, yaratıcılık) şematize edip örneklendirirsek, ortaya şöyle bir şey çıkacaktır:

Sizin sanatınız hangisi?

 Bienal’in San’at Sep’et Dünyası’ndaki Konumu

Bu seneki Bienal, daha önceki senelerden farklı olarak, dekonstrüktivizmi neopostmodern bir perspektiften gradüel olarak tek bir mekanda ele alıp… Şaka şaka. Bu seneki Bienal’i üstteki şemaya oturtursak ortaya 3 aşağı 5 yukarı şöyle bir şey çıkacaktır:

"Bu sene yaratıcılık bienali teğet geçecek."

Gördüğünüz gibi, bizzat fahri sponsoru olduğumuz İstanbul Bienali, 12. senesinde kısmen özgün eserlere yer verip, yaratıcılık ve tekniğe teğet geçiyor ve uzuyor. Fakat bunda üzülecek bir şey yok sevgili sanatsever, bilakis… Sanat dediğimiz dipsiz kuyu sadece bu bahsettiğimiz 3 unsurdan mütevellit değil.

Saf, Katıksız, Gerçek Sanat

Nedir sanat? Teknik üstünlük müdür?
Öyle olsaydı, mühendisleri sergilerden takip ederdik.
Yoksa yaratıcılık, başkasının düşünemeyeceğini düşünmek midir sanat?
Öyle olsaydı, sanat tarihini mucitler yazarlardı.

Teknikmiş, yenilikmiş, yaratıcılıkmış… Çıkarıp atalım bunları sanatın formülünden. Geriye ne kalıyor? Sanatın ta kendisi. San’atın özü! İşte İstanbul Bienali bunun için var. Sanatı en saf, en çağdaş haliyle yaşayabilmemiz için. Kendimize ardı arkası kesilmeyen sorular sorabilmemiz, anlamları bozabilmemiz, o bozulan anlamların içinden sanatçının mesaj kırıntılarını bulup çıkarabilmemiz için var.

Neyse ki bu Bienal serüveninde İKSV bizi yalnız bırakmıyor. Koç’un katkılarıyla, tam 432 sayfalık, tam teşekküllü bir Bienal Tefsiri hazırlamışlar. “İsimsiz” Bienal’de yer alan tüm isimleri, onların eserlerini, eserleriyle ne anlatmak istediklerini bu eşsiz eserden takip edebiliyorsunuz Karaköy Antrepo’yu arşınlarken. “El kitabı” adlı tefsir biraz ağır ve büyük ama olsun, her kuruşuna değiyor doğrusu.

Bienalde Öne Çıkanlar 

Bu son bölümde, kişisel Bienal ziyaretimde önüme çıkan, şahsımı en çok etkileyen işlerden bir kaçına değinmek, işbu eserlerin bana neler düşündürttüğünü sizlerle paylaşmak, sanatsal vizyonuzu revizyona sokmak istiyorum:

Boşlukta İki Korteks:

Ernesto Neto, "Boşlukta İki Korteks", 2003. Alçıpan sergi duvarı üzerine yün iplik, selobant ile aplike.


Galeria Fortes Vilaça – Braziyul’un cömert paylaşımı sayesinde 12. Bienal’de hayat bulan bu eser, kanımca tipik bir Neto işi: dahiyane! 2003′te yapılmış bu eseri devasa sergi duvarıyla İstanbul’a nasıl getirmişler, gerçekten helal olsun organizatörlere.

Tefsirde eser hakkında verilen açıklamanın tamamı şöyle: “Kadifemsi ipin çizdiği iddiasız ve kırılgan soyut sanat yapıtı, başlıkla altüst edilir; beyin korteksi bellek, algı, bilinç, düşünce ve dil alanlarında anahtar rol oynayan beyin dokusudur”. Ben de Tedirgen olarak diyecau ki, başlığın altüst ettiği şey sadece kadifemsi ip (yanılmıyorsam Ören Bayan #38 ya da muadili) değil, aynı zamanda biz gözlemcilerin korteksi. “İsimsiz” temalı bir bienale ismiyle ön plana çıkan bir eser sokmak da, çalışmaya ikinci bir ironi katmanı eklemiş. Pür deha.

Boukhari’nin Babasının Pasaportları ve Favaretto’nun Bavulları:

Favaretto ve Boukhari'den sanat dersi niteliğinde enstalasyonlar: Eski bavul ve pasaportlarınızı atmayın.

Boukhari’nin sanatçı olmasında babasının büyük rol oynadığını daha önce de duymuştum, bu gerçeği bizzat görmek etkileyiciydi. Öte yandan Favaretto’nun bavulları da, bendeyaparizm akımının takipçisi gençlere cesaret verici cinsten bir enstalasyondu. Bienalin bu bölümü özellikle genç sanatçı adaylarına tavsiye: Kap kacak, ıvır zıvır demeden toplamaya başlayın, kim bilir bakarsınız 2, bilemediniz 4 seneye siz de bienalize olursunuz.

Mükemmel Aşıklar:

Ahmet Öğüt, "Mükemmel Aşıklar" 2008. 1 Türk Lirası ve 2 Euro, cam kapaklı kuyumcu standına aplike.

Bienalin genç katılımcılarından sayılabilecek Öğüt’ün eserinin, “İsimsiz” Bienal’in çıkış noktası olan Gonzalez-Torres’in Perfect Lovers‘ına gönderme niteliğinde olduğunu tüm cahil cüheylanlara hatırlatalım. 2 euro ve 1 lira arasındaki benzerliği keşfeden Öğüt, Torres’in de birbirinin aynısı iki yuvarlak objeden sembolizme yelken açtığını gözlemleyince, adeta acımamış ve çağdaş sanata Pörfek çekmiş.

Takriben 20 metrekarelik bir sergi odasını tek başına işgal eden eser, Avrupa Birliği – Türkiye ilişkilerinden döviz endeksine; Karaköy emlak fiyatlarından çağdaş sanatta obje -sergi mekanı orantısızlığına değin pek çok konuya gönderme niteliği taşıyor. (Farkettiniz mi bilmiyorum ama ben de yazının başındaki eserimde Öğüt’ün eserine ve Bienal’e triplex göndermede bulunmuştum… Her katıksız sanat gibi benimkisi de çoğu bünyede tefsir gerektiriyor tabi.)

Siyaseten Doğru

Daha karpuz keseceğidik.

Wilfredo Prieto, "Siyaseten Doğru", 2009. Küp şeklinde kesilmiş karpuz, duvar kenarına doğru antrepo zeminine aplike.

Mini bienal gezimizi tatlı bir şeylerle bitirmeyi uygun gördüm. Sanat hayatına Küba’daki tatil köylerinde açık büfe süslemeciliğiyle başlayan Prieto, turizm sektöründe hakkının ve eserlerinin yendiğini farkedince sanatını daha samimi ve anarşik bir boyuta taşımaya karar vermiş. Çok da iyi etmiş.

Kübizm esintileri taşıyan Siyaseten Doğru (Karpuz), kanımca bu seneki bienalin en iddialı parçalarından. Hatta en iddialısı diyeceğim ama sizleri sanat konusunda yönlendirmek istemem. Esasen Prieto, 2009′da karpuzunu ilk sergilediğinde sadece taban, güney ve batı cepheleri kesikmiş. Diğer cephelerin kesimini İspanya Kraliyet Sanat Akademisi’nin katkılarıyla bu senenin başında tamamlayan sanatçı, şu sıralar Havana’da bulduğu bir kabağı oyuyor. Prieto’nun eserlerinde görülen sürekli değişim teması, tarım politikaları eleştirisi ve uzamsal kullanımdaki ustalık gerçekten büyüleyici.

Sizlerin de “İsimsiz” Bienal’i bizzat gezip, favori eserlerinizi keşfetmenizi tüm İKKMKB adına can-ı gönülden diliyorum.

Sosyal Medya Teşhirciliği Rehberi

Bayram tatilini geride bıraktığım şu saatlerde, oturup size ne kadar şahane bir tatil geçirdiğimi anlatmayacağım. Zira yoğun bir insanım ve Maldivler’den girsem, Bali’den çıkmam gerekecek ve tüm tatil deneyimimi paylaşacak zamanım yok.

Bugün sizlere balık vermeyip, balık tutmayı öğreteceğim. Zira bayramda biriken fanlarımı limitli profilime kabul etmek için bir kereliğine Facebook’a girecek oldum, aman Allah’ım o da ne: The Scene kan ağlıyor! Lifestyle yerlerde sürünüyor… Eş dost saydığım insanlar bile “ben de burdayım Feysbuk!” diyerekten tatillerine dair yüz karartıcı, stilden, trendden yoksun sosyal paylaşımlarda bulunmuşlar. Spesifik örnek verirdim ama, kimseyi rencide etmek istemiyorum.

Gelin bu geçtiğimiz bayramın sosyal medyadaki sefil yansımalarının üzerine kalın bir örtü çekelim ve önümüzdeki tatil, gezi ve hovardalıkları tam randımanla paylaşmak için neler yapmalıyız, onu öğrenelim (“öğrenin” demek istiyorum, ben zaten biliyorum):

1) iPhone şart.
Üzgünüm ama evet. Hatta iPhone 4 ya da üstü lazım. Daha ilk maddeden çaktıysanız, bu sayfayı bookmark edin, gidin alın bir tane iPhone, yazıya kaldığınız yerden devam edersiniz.

2) Instagram, Hipstamatic kullanın.
Bilmeyenler için altyazı geçiyorum, bu iki iPhone uygulaması, sosyal medyada fotoğraf paylaşımının olmazsa olmazı. Neden? Çünkü fotoğraflarınız lifestyle’ınızı yansıtabilmeli, hem retro hem modern durabilmeli ve konturları azıcık yanık / yıpranmış durmalı. Paylaştığınız fotoğrafınızın altında çıkacak “mobil ile”, “instagram ile” vb. ibareler de cabası.

UYARI: Sakın gidip ezik gibi dijital kamerayla fotoğraf çekip, sonucu oraya buraya elden yüklemeye kalkmayın. 90′larda değiliz artık. Hayır, Sepia preseti de kurtarmaz, komik olmayın.

3) Yemek fotoğrafı paylaşın.
Tatile gidip, orada yediğiniz yemekleri cümle alemle paylaşmamak mı? Şaka yapıyorsunuz herhalde sevgili tatilciyan. Somali mi burası? Tabi ki yemek fotoğrafları pay-la-şı-la-cak. Fotoğraflar sipariş yeni geldiğinde, masa hınca hınç yemek doluyken çekilmeli ki, kadraj kaloriyle dolsun, iştahlar açılsın. İleri demokrasilerde insanlar yemeğin sonunda ödedikleri hesabı da sosyal medyada paylaşıyorlar ama maalesef Türkiye buna henüz hazır değil.

4) Tatil arkadaşlarınızla sosyal medya üzerinden iletişim kurun.
Arkadaşınız  isterse odasında, isterse yanınızdaki şezlongda olsun, farketmez. Birbirinizin fotoğraflarını çekin, tagleyin, birbirinizin paylaşımlarını “like” edin. Yemek fotoğraflarının altına “afiyet olsun! ehehe”, “offf seninki çok güzel duruyo versene biraz eki eki” benzeri esprili minik yorumlar serpiştirebilirsiniz. Burada maksat, paylaşımların reytingini paylaşan arkadaş sayısıyla çarpmak. Unutmayın, muhabbete ne kadar çok lokal insan dahil olursa, sizin o şahane tatil deneyimlerinizden o kadar çok sosyal medya kullanıcısı sebeplenir.

5) Facebook Places, Foursquare: Bunlar yoksa mekan gezmeyin daha iyi.
2011′in sonuna yaklaştık, hala Facebook’ta “alaçatının akşamlarıda bibaşka güzel! :D” benzeri REZİL, ilkel paylaşım şekillerine rastlıyorum. De bağlacının bitişik yazılması ve benzeri yazım hatalarını geçtik diyelim. Kardeşim, GPS’in de mi yok? Check in edeceksin Places veya Foursquare ile, biz de belgesiyle göreceğiz nerede olduğunu. Bu ne laubaliliktir anlamıyorum. Tüm Facebook camiası toplanmış, senin hangi venüde olduğunu öğrenmeye çalışıyoruz, sen gitmiş “alaçatıda” gibi hem zevzek, hem muğlak mesajlar post ediyorsun. Check in etsen ne güzel göreceğiz “x was at Alaçatı Fun Fin Ski Beach Club” diye. (Bu bölümde “sen” diye konuşarak olaya dinamizm kattım ama aslında lafım bu hataya düşen herkese…)

UYARI: Ola ki sizin bulunduğunuz “fikfok sunşayn kılap”a bir tanıdığınız check in etti. Sakın ha bu kişiye özel mesaj veya telefonla ulaşmaya kalkıp sosyal medya reytinginizi heder etmeyin. Çok pişman olursunuz. Yapmanız gereken, işbu kişinin check in mesajının altına “nerdesin yaa göremiorum, fun skilerin ordayım” benzeri, ilgi çekecek koordinatlar da içeren bir yorum yazmak. Bu sayede sosyal medya bilinirliğinizi garantiye alacak ve kim bilir, belki başka sosyal medya arkadaşlarınızla karşılaşacaksınız.

6) Ayaklı tatil fotoğrafı: Doğru kişi olduğunuzdan emin misiniz?

Tatilde ayaklı poz şart değil.

Plajda uzanmış yatan kişinin ayaklarını kadraja dahil ederek kumsal / deniz manzaralı fotoğraf çekmesi ve bunu paylaşması, meşakkatli ve riskli bir iştir. Bu bayramda da, cahil cesaretiyle bu tarzda eser vermeye çalışan gariban amatörler yüzünden yemin ediyorum midem kalktı.
Kadınlar: Pedikürü sakın ihmal etmeyin, ayaklarınıza çok güveniyor olsanız da, fotoğrafı 3-5 dobra arkadaşınızın onayını almadan yayınlamayın.
Erkekler:  Saçmalamayın. Kimse sizin kıllı ayaklarınızı görmek istemiyor. Sakın ha. Saçmalamayın.

Bu gibi artistik pozların altından kalkamayanlar, biraz paraya kıyıp bir Jet Ski kiralayarak veya yalandan iki kite surf tutarak, fazla riske girmeden “ben de burdayım!” diyebilirler.

7) Bilgi vermeyin, ilginçlik yapmayın.
Gittiğiniz yerlere dair kültürel, tarihi veya sosyal ilginçlikleri paylaşımlarınıza katarak insanların içini baymayın. Mesajlarınız “sizin tatilde olduğunuz gerçeği”nin dışında bir artı değer içermemeli, insanları düşünmeye veya öğrenmeye sevk etmemeli. Aksi takdirde konuyu saptırmış olursunuz. Gerek yok.

Bu tatilin, bu sosyal mecranın, bu hayatın kahramanı sizsiniz. Fikirlerin kişiler (siz) ve olayların (yemekleriniz) önüne geçmesine izin vermeyin.

Yolu sosyal medyadan geçen herkesle bir gün, bir yerde check in ederiz.

 

Köpeklerimizde Eğitim Seviyesi Yükseliyor

Ülkemizin en kozmopolit şehrinin en mutena semtlerinden birinde yer alan bu tabela, yurdumuz köpeklerinin okuma yazma oranındaki artışa işaret ediyor. Semtin sosyal sorumluluk sahibi, aydın köpekleri tarafından asıldığı tahmin edilen tabela ve benzerleri, köpek eğitim seviyesinde batı standartlarını yakalayacağımızın habercisi olarak görülüyor.

Daha yolun başındayız: Batılı köpekler, doğaya zarar verdiği için artık poşete de hayır diyorlar. (Röyterz)

İKKMKB

İstanbul Kerameti Kendinden Menkul Kıymetler Borsası. Merkezi İstanbul – Cihangir’de bulunan kuruluş; sanat, sepet ve style camiasının kenarından köşesinden sebeplenen, her işte parmağı olup, aslen hiçbir boka yaramayan kıymetlerin buluşma noktasıdır.

ikkmkb

İstanbul Kerameti Kendinden Menkul Kıymetler Borsası

Her gün birbirinden janjanlı spekülasyonlarla beslenen İKKMKB’de, hisse değerleri tahmin edebileceğiniz üzre  kişilerin gerçek donanımları (eğitim, tecrübe, yetenekler, iş ahlakı) ile değil, kendilerine biçtikleri özellikler ile belirlenir.

İKKMKB’de başarmak için:

1 – Her konuda fikriniz olsun. Cepteki 3G, webdeki wiki ne güne duruyor?
2 – Utanmayın, sıkılmayın, düşünmeyin, davranın.
3 – Kendinizi herhangi bir konunun uzmanı ilan etmekten çekinmeyin. Özellikle sanat, sepet, alternatif tıp, New Age aktiviteler (Yoga şamalaya cart curt) gibi somut değerlendirmeye kapalı konularda, kendinizi sonuna kadar şişirin, kimse aksini ispatlayamaz.
4 – Kendinizi ciddiye, rakiplerinizi dalgaya alın.
5 – Önce kendinizi kandırın, çevreniz size ayak uyduracaktır.
6 – Hiç bir zaman beleşe, hatta bırakın beleşi, ucuza servis vermeyin. Hakkınızın ne olduğunu düşünüyorsanız, işbu bedeli bir güzel şişirip öyle sunun. The more you şişir, the more they’ll şişir you.
7 – Muhatabınızı tartmaksızın, konuşmanızın orasına burasına yabancı kelimeler, özel terimler serpiştirmekten çekinmeyin. Kaçın kurası olduğunuzu cümle alem görsün.
8 – Yeni tanıştığınız insanlara direkt olarak “sen” diye hitap edin. “Sen” samimiyetine geçiş zevkini asla karşı tarafa bırakmayın; yaşı ve statüsü ne olursa olsun.
9 – Olduğunuz gibi görünmeyin, göründüğünüz gibi olun.
10 – Blogunuz olsun.
11 – Sizin de her zaman bir 11′iniz olsun.