Krişnamurti Şoförüm Olsun 500 Milyon Borcum Olsun

Kimi günler vardır daha başlarken size yüzünü çevirir ya, işte bugün öyle bir gün oldu benim için. Kaldı ki bu konuda tecrübesiz falan değilim; baktım günün daha ilk etkinliğinde bir kerizlik var, hemen “tamam Ted sakin ol, fazla kurcalama, vücut onu kendiliğinden atar” taktiği uygulamaya çalışıyorum artık.

ZzZzııınNNnNnn

ZzZzıııonNNnNnn*

Fakat bu taktik nerdeyse hiçbir zaman işe yaramıyor. İşlerin saçma gideceği varsa, saçmalıklar doygunluğa ulaşana kadar her şey inadına ters gidiyor. Böyle durumlarda ters tarafımdan kalktığımı falan asla kabul etmiyorum. Bilakis, dünya tersine dönmüş şekilde karşılıyor beni. Ben ne kadar iyimser ve tersliğin farkında olmaya çalışsam da, dış etkenler benimle uzlaşmamakta inat ediyor. O zaman ne halleri varsa görsünler kardeşim. Hayret bişe!

İşte bugün de aynen bu şekil; huysuz, nemrut ve maalesef çok uzun bir gündü. İstanbul’u kilitleyen kar yağışı da gün sonu bonusu oldu bana. Hem trafik mağduru oldum, hem de bu acayip güne özgü bir şans olan, Boğaz Köprüsü’nü Yürüyerek Geçme Şansını ucu ucuna kaçırdım. Taksiyle köprünün üzerine çıktığımızda, atını alamayanlar Üsküdar’ı çoktan geçmişti yayan yayan.

Bense taksiciyle karda lastikler indirilmeli mi, şişirilmeli mi tartışması yapıyordum. Yanımdaki arkadaşım ve taksici, karlı havalarda lastiklerin nispeten inik olması gerektiği hususunda diretiyorlardı. Halbüse Demir Bükey’in de dediği gibi, karda lastiklerin basıncı düşürülmemeliydi. Bilakis, nispeten şişik bir lastiğin yolla temas ettiği yüzey daha dar olacağından, santimetrekare başına daha kuvvetli bir basınç söz konusu oluyordu. Haliyle şişik lastiğin inik lastikten daha iyi yol tutması gerekiyordu karlı havada.

İnat ettiler, dediler ki “temas yüzeyi genişledikçe yol tutuşu artar”. Kayak, sörf örneklerini verdim, dinletemedim. Dedim “bakın ben de sizin gibi biliyordum, hatta Demir Bükey aksini söylediğinde çok şaşırmıştım, onun için aklımda bu kadar net kaldı bu şişik lastik işi, inanın bana”. I-ıh. Hadi yanımdaki arkadaşım zaten arabacı bir kişilik değil, sende de mi hiç tecrübe yok kaptan?

Bu vesileyle taksiciyi de karşıma aldım, inatlaşmasına da ayrı uyuz oldum; kısaca günüm aynen başladığı gibi devam ediyordu. Sonra arkadaşımı evine bıraktık ve nihayet kendi evimin yolunu tutabildim, nispeten inik ruh halimle.

Ne olduysa o anda oldu. Artık saat geceyarısı mı ne olduysa; taksi balkabağına, şoförü de Krişnamurti’ye dönüştü. 10 dakikalık yolda, adam pek çok insanın ölene kadar çözemediği bilimum mevzuyu şıp diye çözüverdi gözümün önünde. Ben sadece “çok doğru dedin”, “haklısın abi” ve “tamamen aynı düşünüyoruz” benzeri şeyler demekle yetindim. Hem de samimiyetle.

Neden iyi niyet? Kötülüğün faydası, zararı kime? Bu şehirde yaşanır mı? Yurtdışına gitsen ne yazar? Neden insanlar insanlıktan çıkıyor? Aklın yolu nedir? Ve daha niceleri…

Taksiden indiğimde, eve girene kadar kendi kendime “vay be… vay anasını… vay be… vay be…” diyip durdum. Sanki bu bitmek bilmeyen ters gün boyunca çatıştığım tüm insanların sağduyu ve mantığı bir yerlerde toplaşıp, geceyarısı oldu muydu bizim taksi şoförünün zihnine girmişti.

Nihayet günün saçmalıkları doygunluğa ulaşmış, bilge taksici sayesinde zihnimde havai fişekler gibi patlaya patlaya yok oluyordu. “Keşke her boktan gün böyle fantastik bir karakterle sonlansa” diye düşündüm. Hayat bazen ne garip, taksiciler falan…

 

* Photo by Eran Hakim

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>