Kuantum Düşünce Kafamı Yardı

İnanmayacaksınız ama ben de bir zamanlar sizin gibi sefil bir insandım. Sıkılan, bunalan, sinirlenen, kıskanan, sümküren, hönküren… İnsanların kabalıklarına, bencilliklerine, düşüncesizliklerine dayanamayan ve onları inatla ve hırsla eğitmeye, düzeltmeye çalışan. Yüklemsiz cümleler kurmaktan çekinen, kalıplar içerisine sıkışıp kalmış. İnsandım bir.

Sonra bir gün her şey değişti. Hayatımın ne kadar değerli olduğunu ve çevremdeki arızaların nasıl yaşadıklarının ne kadar umrumda olmaması gerektiğini hatırlatan bir şey geldi başıma. Aslına bakarsanız başıma ne geldiğini tam olarak bilemiyorum çünkü takriben saat 5 yönünden geldi; görüş açımın dışında kalıyordu. Şişe veya sopa olduğunu tahmin ediyorum, sağlam bir cisimdi, belimde ve böğrümde patlayan tekme tokatlardan daha sert bir şeydi, orası kesin. Sonra kafam yarıldı ve biraz daha pataklandım.

Hayatımda ilk kez halis muhlis sokak dayağı yemiştim, hiç tanımadığım, tanışmadığım, konuş(a)madığım faşist bir gruptan. Bu arada, hiç dayak yememiş olanlara: korkmayın, acıtmıyor. Adrenalin çok acayip bir şeymiş. Ama hiç sebep yokken dayak yemek daha acayip.

Dayağın tek bir sebebi vardı, o da benim tabanları zamanında yağlamamış olmam. Bana yaklaşmakta olan humanoid yaşam formlarının saldırma potansiyeli olduğunu anında tespit etmiş ama insan olduklarını varsaymıştım. Bu varsayım üzerinden konuşmaya, iletişim kurmaya, onları bana ve etraftakilere saldırmaktan vazgeçirmeye kalkmıştım ve işte o an sayın Evren bana bir mesaj gönderdi.

Kenan Evren'den Torpilim Var (a.k.a. Something Like a Khenanenon). Photography and Light Painting by Ersumana Kuntra*

Kuantum düşünce, kafamı yarmıştı ama ben kendisiyle ancak hastanede tanışabildim. Zira, bir başıma koşarak hastaneye gittiğimde hala kendimi dünyanın en mağdur ve şanssız insanı sanıyordum. Acildeki doktor ve hemşireler dehşet, şiddet ve zulüm dolu hikayemi dinlemek için tam yerlerini almışlardı ki, bıçaklananlar teker teker hastaneye check in etmeye başladılar. İçlerinde tanıdığım, tanımadığım, durumu yoğun bakımlık olan, olmayan vardı. En yüzeysel bakımı gerektiren, en yüzeysel yaralı bendim.

İşte benim kuantumum o anda düştü. Durup dururken dayak yiyip kafayı çizdiren bendenize, bir anda acayip bir dinginlik geldi. “Ölebilirdim bu gece bok yoluna. Bıçağı ben de yiyebilirdim” diye düşündüm herhalde. Yaşasındı, sadece kafam yarılmıştı durup dururken (ve neyse ki kimse ölmemiş, sakat kalmamıştı).

Sonra çok düşündüm; trafikte en ufak haksızlığa ar damarlarını şişiren, televizyonda, gazetede, orda burda gördüğü en dünyevi mantıksızlıklara boşu boşuna kafayı takıp gününü, kendini ve gerginliğiyle sevdiklerini bile perişan edebilen ben, daha önce bırakın tecrübe etmeyi, şahit bile olmadığım bir haksızlığa maruz kalmıştım ve hiç olmadığım kadar sakindim. Demek ki, asabiyette bile zurnanın zırt dediği bir yer varmış, Kenan Evren hakikaten döngüsel bir şeymiş, kuantum düşünce olmuyor mu bunlar hep?

Neticede başıma gelen bu cisim ve olay sonrasında, Evren’in bana torpilleri şunlar oldu:

1) Kimsenin (senin lügatındaki anlamıyla) insan olduğunu varsayma.
2) İnsanları / humanoidleri eğitmeye uğraşma.
3) Kavga çıkacak gibi ise, dövebileceğini düşünüyorsan kal ve döv, dayak kokusu alıyorsan Torpil 2′yi hatırla ve arkana bakmadan kaç.
4) Emniyet, hak, hukuk, medya, sade vatandaş; bunlardan boşuna medet umma. Varsa yoksa doktorlar, onların da bu düzende kapasitesi bir yere kadar.

Bu torpillerle kafam harbiden çok daha rahat artık, zımbamı da yedim, değmeyin enerjime. Bol ışıklı günler dilerim. Haydi bana namaste…

* Evrenin ışığını resmetmeyi pek iyi bilen Ersumana Kuntra’nın diğer çalışmaları

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>