30 Yaşından Önce Yapılması Gerekenlere:

Evet arkadaşlar,

Sizinle hukukumuz buraya kadarmış. DAĞILIN LAN!
Şaka şaka, durun orda… Sen, sen, ve sen… Bir de o yanındaki. Evet evet, o çoook uzaklarda, hayallerde duran. Siz öne çıkın bir adım. Diğerleri gidebilir. Aynen tıpış. Gidin başka 20′liklerin umudu olun, bir daha da gözüme gözükmeyin. SİEEEEEA! Eşek sıpaları… Hayallerimi yıktınız lan.

Bir hız sınırı olarak 30.

Kalanlar. Sizi ilk etapta 35 Yaşından Önce Yapılması Gerekenler listesine kaydıracağız.
Şimdi hiç öfleyip pöflemeyin, memleketin hali belli, ekonomi falan. Yani şimdi bazılarınızı parasal, bazılarınızı zamansal, bazılarınızı da kısmetsel sebeplerden ötürü yapamamış olabilirim bu vakte kadar. Ama siz de pek yardımcı olmadınız? Kaldı ki size kontenjanda yer açmak için bilimum 35 yaş hedefini 40 yaş listesine sürüklemek durumunda kaldım, biraz halden anlayın lan?!

Hakikaten, bakıyorum da alayınızın götü kalkmış; sanki sizi yapamayanı 30′a kabul etmiyorlarmış veya siz bir daha ömrübillah yapılamazmışsınız gibi, bir havalar… Bugün bir bedelli askerlik olabiliyor musunuz? Duyamadım? Yaaa.. Olamazsınız tabi.

30 en güzel yaş be. Hieeeyt! Düşünsene, okul nihayet tekrar bitmiş, iş dünyasının kariyer basamaklarında bir çita edasıyla ilerliyorsun; hayatının ilk stajı falan. Saçlara hafiften aklar düşmeye başlamış, alın son derece demokratik bir açılım içerisinde… “Acaba Richard Gere gibi mi olacam yoksa Yul Bryner gibi mi?” diye tatlı bir telaş kaplamış içini. Sonracığıma, annenlerin evine dönüş yapmışsın; çamaşır, bulaşık, yemek, kira vb. dertlerin yok, alles inklusive tatil köyündeymiş gibi geçinip gidiyorsun. Tipik 30′luk hayatı işte… Di mi lan? Yanlış mıyım arkadaşlar?

En güzeline gelince, daha önünde bir sürü İLK var yaşanacak: İlk sevişme, ilk sarhoşluk, ebeveynsiz ilk tatil, ilk şoförlük, ilk ikinci sevişme, ilk araba, ilk ev… Şaka şaka. Asla ev alamayacağımı biliyorum artık. Araba da kullandım daha önce, bir de tek başıma tatile gittimdi. Yaz kampına. Aklım hala o kamp döneminde bir yerlerde geziniyor mütemadiyen, valla billa. Tanımadığım 30′lukların çoğunun bana dışarıdan koskocaman amcalar / teyzeler gibi görünmesinin nedeni bu mudur acaba?

Şairin dediği gibi: Zeka yaşı 8, yolun yarısı eder. 

Uzman Stajyer

"Where do you see yourself in 20 years?"

1- Stajyer olmak için yaşı büyük olmasına rağmen stajyer olmak durumunda kalmış, konumu kendisi ve çevresindekilere eğreti gelen kişi.
2- Rekabetin güçlü olduğu sektörlerde, varla yok arasında Araf’ta asılı kalmış bedava işgücüne verilen ad.
3- Tipik Yüreğinin Götürdüğü Yere Git okuru.

 

Muayenehane Dergisi

Sadece muayenehanelerin bekleme salonlarında yayınlanmak üzere basılan; lüks yaşam, zenginlik, stil ve pahalı hobileri konu alan dergilere verilen genel ad. Özellikle dişçi muayenehanelerinin vazgeçilmezi olduğu için, dişçi dergisi olarak da anılır.  

Dişçilik müessesesi olmasaydı bugün Tedirgen bir lifestyle ve lüks yaşam uzmanı olamazdı.

Kimileri dişçi ziyaretinden korkar. Bense bilakis iple çekerim diş kontrolünü. Normalde 6 ayda bir kontrole gidilmesi önerilir ama ben trendi yaratmak ve sizlere iletebilmek için mevsimlik (3 ayda bir) uğruyorum sevgili dişçime.

Bu sayede hem cemiyet davetlerinde fotoğraf falan çektirirken cillop implantlarımı nal gibi sergileyebiliyor, hem de son 3 ayda birikmiş, banka hesabımdan taşan gelirimi nerelere gömmem, ne şekilde değerlendirmem gerektiğini en güvenilir kaynaktan; muayenehanenin bekleme salonundaki dişçi dergilerinden öğrenebiliyorum.

Misal: Gelecek yaz yat alırken Fransız mı İtalyan mı tercih etmeliyim? Türkler de fena değil diyorlar ama şimdi 2 Milyon dolarlık Türk yapımı fiber yatın astarı pahalıya gelir diye çekiniyorum. Yatı aldık, buna bir de ada lazım. Hangi okyanusun adaları tercih edilmeli? O adadaki malikanemi bu yaz sezonu için rustik mi, organik mi döşesem? Altın ticaretinde hangi Afrika ülkelerini tercih etmeliyim? İşte, bu ve benzeri tüm yaşamsal kaygılarım, dişçimi her ziyaret edişimde implantlarımdaki lekelerle beraber ortadan kayboluyor. Ve yeniden merhaba, dolce vita!

Tedir-1 prototipi, gerçeği bu yaz başı sıcak sulara iniyor.

Yalnız, hassas ve empatik bir insan olduğum için, kafamı kurcalayan bir husus vardı. Hadi ben ada, yat, kat alabiliyorum, bu dergileri de keyifle okuyorum ama ya alamayanlar, mesela sizler? Merak etmeyin. Bu hususta dişçime danıştım.

“Doktor bey bir sorum var size” dedim; “normal veya fakir insanların dişleri çürümez mi? Size ve benim gibi cemiyet hayatının önde gelen simalarına hava hoş ama, şu kanapedeki fakir kılıklı adam bu dergileri n’aapsın?” Gözlem kabiliyetime ve insanlığıma hayran kalan doktor, sevecen bir gülümsemenin ardından durumun sebebini açıkladı:

“Bak Ted, sen farketmiyorsun ama diş biraz lüks işidir. Öyle her önüne gelen senin gibi 3 ayda bir diş kontrolüne gelemez. Bu dergilerle ziyaretçileri hem psikolojik olarak muayene ücretine hazırlıyoruz,  hem de bekleme esnasında kendilerinin egolarını ezerek, canlarının aslında o kadar da değerli olmadığı mesajını bilinçaltına işliyoruz. Haliyle hasta dişçi koltuğuna oturduğunda, zihinsel ve bedensel savunma mekanizması nereseyse çökmüş oluyor. Senin anlayacağın, bir nevi “oy gitsin doktor bey, zaten oyan oymuş” sendromu yaratıyoruz hastada. Dişçi dergisi konseptinin henüz varolmadığı dönemlere oranla anestezi masraflarında ne denli tasarruf ettiğimizi söylesem, inan senin bile dudağın uçuklar!”

Asla gibidir.

Doktor bu tatmin edici açıklamadan sonra kulağıma eğilip, hakikaten dudağımı uçuklatan o rakamı telaffuz etti. Hakları varmış dişçilerin. “Peki bu dergileri almak çok masraflı olmuyor mu?” diye sordum, meğer dergiler ücretsiz geliyormuş. Normal dergicilerde normal insanlar tarafından asla satın alınmayan, normal bir yaşam süren hiçbir kimsenin ilgilenmediği bu yayınları, dağıtıcıları -dişçiler başta olmak üzere- muayenehanelere hibe ediyorlarmış.

20 Liralık Benzin İkaz Lambasını Teğet Geçti

Tahmin edersiniz ki son derece sosyal sorumlu ve çevreci bir insan olduğum için arabam yok. Araba gerektiğinde başka insanların arabalarını kullanıyorum. En çok da halamın arabasını severim. 2000 model ama hala iyi kaçıyor. Yine de bir Tedirmobil değil tabi:

Tedirmobil

Tedirmobil

Benzin Zamları ile Değişen Sosyal Dinamikler
Son dönemde şunu farketmeye başladım: eskiden ailecek birbirimize arabayı dolu depo ile teslim ederdik (tabi “dolu”dan kasıt, en azından çeyrek depo benzin oluyordu o zamanın Türkçesiyle). RTE’nin deyimiyle kriz Türkiye’yi teğet geçti geçeli, kullandığım herhangi bir arabanın yarım depodan fazla benzine şahit olmadığına adım gibi eminim. En azından eskiden tatile giderken depo fullenirdi, artık arabalar tatile de çıkamaz oldu. Şoförleri yenilince onlar da yenilmiş sayıldı bir nevi. 

Kısacası, eskiden aile içinde araba teslim oyunu olarak “nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak” oynardık, şimdiki oyunumuzun adı ise “kim kimi yolda bırakacak“. Dünyanın en değerli benzininin satıldığı, gelişme hızına yetişilemeyen bu ülke, beni ve yakın çevremdeki şoförleri sadece kişisel ve anlık ihtiyacı karşılayacak kadar benzin almaya zorluyor.

Uzmanları Uyarıyorum: Ukalalığın lüzumu yok
Hal böyle olunca, bizim arabalarda yakıt ikaz lambasının yandığı zamanlara, yanmadığı zamanlardan daha sık rastlanıyor. “Ayy ama az benzinle araba kullanmak çok zararlı, motorda pislik birikir, tıkanma yapar bıybıybıy…” diyecek uzmanlara işbu paragrafın başlığını takdim ediyoruz, koltuk altlarına alıp Teksas’taki yaşamlarına geri dönsünler diye.

Ve zurnanın zırt dediği “O” an:
Sonunda o kaçınılmaz an gerçekleşti. Geçtiğimiz günlerden birinde, yine “arabayı geri vermeden önce ikaz lambasını söndürecek kadar benzin koyup ortamdan sıvışayım” taktiği uygulamak için TAM TAMINA 20 TL’lik* banknot ile benzin alımı yaptım. Peki ne oldu: lamba sönmedi!

O an

Aldığım benzin ikaz lambasını teğet geçince...

Tecrübeli bir şoför olarak soğukkanlılığımı korumayı bildim. “Sakin ol Ted, benzin yeni koyuldu, iyice çöksün, yerine otursun, söndürür lambayı” diye düşündüm. Bekledim, bekledim… I-ıh. Söndürmedi sevgili okur. Söndüremedi.

Kıssadan Hisse
Demek ki neymiş, “Porsche’ni sat, Fiat’a bin”, “ev ve araba edinme planları yapıyorsan paranı eve yatır, arabayı boşver” diyen uzmanların bir bildikleri varmış. Biz bilemedik.

Bölüm sonu Orko'su

* 125 cc’lik bir scooter’ın deposu yaklaşık 15 TL’ye doluyor ve bir depo benzinle şehir içinde 4-5 gün takılabiliyorsunuz. Tek insanlı araba ve jiplerden geçilmeyen İstanbul trafiğine sevgi ve saygılarımla.