Bir Karın Ağrısı Olarak Teknoloji

Geçenlerde yine bir apartmanın sokak kapısındaydım. Nispeten sık uğradığım bir binaydı, zira içinde yakın bir arkadaşım oturuyordu.

Her zamanki gibi onun ziline basıp, kapı açılınca içeri girmeyi planlıyordum ama beceremedim. Meğer kapıdaki klasik zil panelini söküp yerine şu dijital ekranlı, telefon tuş takımına sahip rezidans panellerinden takmışlar.

Takıldığı en köhne apartmanı bile bir anda 21. Yüzyıl rezidansına çevirebilecek bu muhteşem aleti çözmek için dijital ekrana gömüldüm. Ekrana 2-3 kelime anca sığabildiği için aradığım zile nasıl basacağımı sindire sindire öğrendim:

HOŞGELDİNİZ

ARAYACAĞINIZ

DAİRENİN NUMARASINI

TUŞLAYIP #’A BASINIZ

NUMARAYI BİLMİYORSANIZ

< > OK TUŞLARIYLA

ARADIĞINIZ KİŞİNİN

ADINI BULUP #’A BASINIZ.

 

Apartman Rezidans Çağı‘na girmeden evvel, kapı zilinde arkadaşımın soyadı vardı. Ne bileyim ben numarasını… Zaten asker lojmanı gibi 40 dairelik apartman. Bir de ok tuşlarıyla cücük kadar ekranda isim mi tarayayım?

Neticede ne yaptım? Arkadaşıma kapıyı açması için telefon ettim. Bu hikayeye göre;

Soru 1: Arkadaşımın daire numarası kaçtır?

Soru 2: Teknoloji ne işe yarar?

 

Cevap Anahtarı
Eskiden arkadaşımın kapı zilini çaldırabilmem için 1 tuş yeterliydi. Şimdi bu yeni aletle en iyi ihtimalle 3 tuşa basmam lazım. Ha, en kötü ihtimalle de yaklaşık 40 kez panel tuşlarına basıp, üzerine bir de cep telefonumun tuşlarına basmam lazım, toplamda 43 – 45 tuş eder. Telefon görüşmesi masrafı da, teknolojinin bize hediyesi olsun.

Durum tıpkı yakından kumandasız cihazlar fenomenindeki gibi. Bir şeyin incik cincikli olması, dijital olması, uzaktan kumanda edilebilmesi, dokunmatik ekranının olması günlük yaşamı daha kolay kılmıyorsa, o şey teknolojik ilerlemenin değil, türümüzün zeka olarak gerilediğinin göstergesidir. Bu da bize, arkadaşımın kapı numarasının 22 olduğu sonucunu veriyor. Dokunmatik ekranınızı yiyim, size bir şey olmasın.

30 Yaşından Önce Yapılması Gerekenlere:

Evet arkadaşlar,

Sizinle hukukumuz buraya kadarmış. DAĞILIN LAN!
Şaka şaka, durun orda… Sen, sen, ve sen… Bir de o yanındaki. Evet evet, o çoook uzaklarda, hayallerde duran. Siz öne çıkın bir adım. Diğerleri gidebilir. Aynen tıpış. Gidin başka 20′liklerin umudu olun, bir daha da gözüme gözükmeyin. SİEEEEEA! Eşek sıpaları… Hayallerimi yıktınız lan.

Bir hız sınırı olarak 30.

Kalanlar. Sizi ilk etapta 35 Yaşından Önce Yapılması Gerekenler listesine kaydıracağız.
Şimdi hiç öfleyip pöflemeyin, memleketin hali belli, ekonomi falan. Yani şimdi bazılarınızı parasal, bazılarınızı zamansal, bazılarınızı da kısmetsel sebeplerden ötürü yapamamış olabilirim bu vakte kadar. Ama siz de pek yardımcı olmadınız? Kaldı ki size kontenjanda yer açmak için bilimum 35 yaş hedefini 40 yaş listesine sürüklemek durumunda kaldım, biraz halden anlayın lan?!

Hakikaten, bakıyorum da alayınızın götü kalkmış; sanki sizi yapamayanı 30′a kabul etmiyorlarmış veya siz bir daha ömrübillah yapılamazmışsınız gibi, bir havalar… Bugün bir bedelli askerlik olabiliyor musunuz? Duyamadım? Yaaa.. Olamazsınız tabi.

30 en güzel yaş be. Hieeeyt! Düşünsene, okul nihayet tekrar bitmiş, iş dünyasının kariyer basamaklarında bir çita edasıyla ilerliyorsun; hayatının ilk stajı falan. Saçlara hafiften aklar düşmeye başlamış, alın son derece demokratik bir açılım içerisinde… “Acaba Richard Gere gibi mi olacam yoksa Yul Bryner gibi mi?” diye tatlı bir telaş kaplamış içini. Sonracığıma, annenlerin evine dönüş yapmışsın; çamaşır, bulaşık, yemek, kira vb. dertlerin yok, alles inklusive tatil köyündeymiş gibi geçinip gidiyorsun. Tipik 30′luk hayatı işte… Di mi lan? Yanlış mıyım arkadaşlar?

En güzeline gelince, daha önünde bir sürü İLK var yaşanacak: İlk sevişme, ilk sarhoşluk, ebeveynsiz ilk tatil, ilk şoförlük, ilk ikinci sevişme, ilk araba, ilk ev… Şaka şaka. Asla ev alamayacağımı biliyorum artık. Araba da kullandım daha önce, bir de tek başıma tatile gittimdi. Yaz kampına. Aklım hala o kamp döneminde bir yerlerde geziniyor mütemadiyen, valla billa. Tanımadığım 30′lukların çoğunun bana dışarıdan koskocaman amcalar / teyzeler gibi görünmesinin nedeni bu mudur acaba?

Şairin dediği gibi: Zeka yaşı 8, yolun yarısı eder. 

Krişnamurti Şoförüm Olsun 500 Milyon Borcum Olsun

Kimi günler vardır daha başlarken size yüzünü çevirir ya, işte bugün öyle bir gün oldu benim için. Kaldı ki bu konuda tecrübesiz falan değilim; baktım günün daha ilk etkinliğinde bir kerizlik var, hemen “tamam Ted sakin ol, fazla kurcalama, vücut onu kendiliğinden atar” taktiği uygulamaya çalışıyorum artık.

ZzZzııınNNnNnn

ZzZzıııonNNnNnn*

Fakat bu taktik nerdeyse hiçbir zaman işe yaramıyor. İşlerin saçma gideceği varsa, saçmalıklar doygunluğa ulaşana kadar her şey inadına ters gidiyor. Böyle durumlarda ters tarafımdan kalktığımı falan asla kabul etmiyorum. Bilakis, dünya tersine dönmüş şekilde karşılıyor beni. Ben ne kadar iyimser ve tersliğin farkında olmaya çalışsam da, dış etkenler benimle uzlaşmamakta inat ediyor. O zaman ne halleri varsa görsünler kardeşim. Hayret bişe!

İşte bugün de aynen bu şekil; huysuz, nemrut ve maalesef çok uzun bir gündü. İstanbul’u kilitleyen kar yağışı da gün sonu bonusu oldu bana. Hem trafik mağduru oldum, hem de bu acayip güne özgü bir şans olan, Boğaz Köprüsü’nü Yürüyerek Geçme Şansını ucu ucuna kaçırdım. Taksiyle köprünün üzerine çıktığımızda, atını alamayanlar Üsküdar’ı çoktan geçmişti yayan yayan.

Bense taksiciyle karda lastikler indirilmeli mi, şişirilmeli mi tartışması yapıyordum. Yanımdaki arkadaşım ve taksici, karlı havalarda lastiklerin nispeten inik olması gerektiği hususunda diretiyorlardı. Halbüse Demir Bükey’in de dediği gibi, karda lastiklerin basıncı düşürülmemeliydi. Bilakis, nispeten şişik bir lastiğin yolla temas ettiği yüzey daha dar olacağından, santimetrekare başına daha kuvvetli bir basınç söz konusu oluyordu. Haliyle şişik lastiğin inik lastikten daha iyi yol tutması gerekiyordu karlı havada.

İnat ettiler, dediler ki “temas yüzeyi genişledikçe yol tutuşu artar”. Kayak, sörf örneklerini verdim, dinletemedim. Dedim “bakın ben de sizin gibi biliyordum, hatta Demir Bükey aksini söylediğinde çok şaşırmıştım, onun için aklımda bu kadar net kaldı bu şişik lastik işi, inanın bana”. I-ıh. Hadi yanımdaki arkadaşım zaten arabacı bir kişilik değil, sende de mi hiç tecrübe yok kaptan?

Bu vesileyle taksiciyi de karşıma aldım, inatlaşmasına da ayrı uyuz oldum; kısaca günüm aynen başladığı gibi devam ediyordu. Sonra arkadaşımı evine bıraktık ve nihayet kendi evimin yolunu tutabildim, nispeten inik ruh halimle.

Ne olduysa o anda oldu. Artık saat geceyarısı mı ne olduysa; taksi balkabağına, şoförü de Krişnamurti’ye dönüştü. 10 dakikalık yolda, adam pek çok insanın ölene kadar çözemediği bilimum mevzuyu şıp diye çözüverdi gözümün önünde. Ben sadece “çok doğru dedin”, “haklısın abi” ve “tamamen aynı düşünüyoruz” benzeri şeyler demekle yetindim. Hem de samimiyetle.

Neden iyi niyet? Kötülüğün faydası, zararı kime? Bu şehirde yaşanır mı? Yurtdışına gitsen ne yazar? Neden insanlar insanlıktan çıkıyor? Aklın yolu nedir? Ve daha niceleri…

Taksiden indiğimde, eve girene kadar kendi kendime “vay be… vay anasını… vay be… vay be…” diyip durdum. Sanki bu bitmek bilmeyen ters gün boyunca çatıştığım tüm insanların sağduyu ve mantığı bir yerlerde toplaşıp, geceyarısı oldu muydu bizim taksi şoförünün zihnine girmişti.

Nihayet günün saçmalıkları doygunluğa ulaşmış, bilge taksici sayesinde zihnimde havai fişekler gibi patlaya patlaya yok oluyordu. “Keşke her boktan gün böyle fantastik bir karakterle sonlansa” diye düşündüm. Hayat bazen ne garip, taksiciler falan…

 

* Photo by Eran Hakim

Uzman Stajyer

"Where do you see yourself in 20 years?"

1- Stajyer olmak için yaşı büyük olmasına rağmen stajyer olmak durumunda kalmış, konumu kendisi ve çevresindekilere eğreti gelen kişi.
2- Rekabetin güçlü olduğu sektörlerde, varla yok arasında Araf’ta asılı kalmış bedava işgücüne verilen ad.
3- Tipik Yüreğinin Götürdüğü Yere Git okuru.

 

Düşünce Gücüyle Yayayı Yolculaştırma Teknikleri

Bildiğiniz gibi, dinin kemik ve derisi temizlenmiş, fileto haline Enerji diyoruz. Gün geçmiyor ki çağımızın bu yükselen değeri yeni bir alanda kullanılmasın.

Enerjiden sebeplenen yeni alanlardan biri de, özel toplu taşıma sektörü. Kazmapolit şehrimiz İstanbul’un çılgın trafiği bir yandan, sektör içi rekabet bir yandan olunca; minibüs, dolmuş ve taksi şoförlerimiz yolcu bulabilmek için alternatif yöntemlere başvurur oldular. Bugün bu yöntemlerin en yaygın olanlarını inceleyeceğiz:

bi tarz, bi tarz...

1- Meditatif Sürüş
Bu sürüş tekniğini uygulayabilmek için aracınızın rölanti ayarının düzgün yapılmış olması gerekiyor. Zira, aracı 2. vitese taktığınızda hiç gaza basmasanız bile, aracın 5 km. hız ile kendi kendine ilerleyebilmesi lazım.
Özellikle dolmuşlar tarafından, tercihen trafiksiz, bomboş yollarda uygulanan bu teknikte, sürücü cadde boyunca yalnızca rölanti gazı ile ilerleyip, her köşe başında yeşil ışık / kırmızı ışık demeden bekleyerek, meditasyon moduna geçiyor.
Araç içindeki bu doğaüstü dinginlik durumundan etkilenen yayalar, bu enerjinin bir parçası olabilmek için yavaş yavaş aracı doldurmaya başlıyorlar. Araç tamamen dolduğu zaman, şoför gaz pedalını yaradana sığınarak topukluyor ve onunla beraber tüm yolcular adeta ışık hızıyla Nirvana’ya ulaşıyorlar. Aynı zamanda, meditasyon esnasında trafikte yitirilen dakikalar, bu ani enerji boşaltımı esnasında geri kazanılmış oluyor.

2- Bakarak Hipnoz
Yolun kenarında durup karşıdan karşıya geçecekken kendinizi bir dolmuş veya taksinin içinde bulduğunuz oldu mu? Bana pek çok defa oldu. Çok sonraları anladım ki, usta İstanbul şoförlerinin bakarak hipnoz tekniğine maruz kalmışım.
Büyük sabır ve kararlılık gerektiren bu teknikte şoför, yolun kenarındaki yayayla göz teması kurduğu anda aracını hedefine doğru yönlendirip hızını minimuma düşürüyor. Esasen araca binmek için hiçbir sebebi olmayan yaya, gözlerini kendisinden 1 salise bile ayırmadan bakan şoför ve onun aracının arkasında birikerek tansiyonu yükselten trafik karşısında çaresiz kalıp, bilinçsiz bir panik içerisinde kendini aracın içerisine atıyor. Alın size yayadan devşirme bir yolcu daha.

3- Kornayla Şartlama
Bakarak hipnoz tekniğinin yetersiz kaldığı noktada devreye korna giriyor. Daha önceleri sütten ağzı yandığı için göz temasından kaçınan yayaya yaklaşan usta şoför, kurbanının içsel frekansını rezonansa sokacak aralıklarla küçük korna darbeleri indirmeye başlıyor. “Dat…….. Dat………. Dat……….. Dadat……. Dadat……. Dadadadat… Dadadadadadadat…” şeklinde daralarak daraltan korna aralıklarına ve ısrarcı tavra karşı koyamayan yaya, istemsiz bir şekilde şoföre dönüp baktığında, artık iş işten geçmiş oluyor. Kornayla göz temasına şartlanan kurbana, son darbe yine bakarak hipnoz ile indiriliyor.

“Ardına bakma yolcu,
Kader almaya geldi seni benden…”
 

20 Liralık Benzin İkaz Lambasını Teğet Geçti

Tahmin edersiniz ki son derece sosyal sorumlu ve çevreci bir insan olduğum için arabam yok. Araba gerektiğinde başka insanların arabalarını kullanıyorum. En çok da halamın arabasını severim. 2000 model ama hala iyi kaçıyor. Yine de bir Tedirmobil değil tabi:

Tedirmobil

Tedirmobil

Benzin Zamları ile Değişen Sosyal Dinamikler
Son dönemde şunu farketmeye başladım: eskiden ailecek birbirimize arabayı dolu depo ile teslim ederdik (tabi “dolu”dan kasıt, en azından çeyrek depo benzin oluyordu o zamanın Türkçesiyle). RTE’nin deyimiyle kriz Türkiye’yi teğet geçti geçeli, kullandığım herhangi bir arabanın yarım depodan fazla benzine şahit olmadığına adım gibi eminim. En azından eskiden tatile giderken depo fullenirdi, artık arabalar tatile de çıkamaz oldu. Şoförleri yenilince onlar da yenilmiş sayıldı bir nevi. 

Kısacası, eskiden aile içinde araba teslim oyunu olarak “nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak” oynardık, şimdiki oyunumuzun adı ise “kim kimi yolda bırakacak“. Dünyanın en değerli benzininin satıldığı, gelişme hızına yetişilemeyen bu ülke, beni ve yakın çevremdeki şoförleri sadece kişisel ve anlık ihtiyacı karşılayacak kadar benzin almaya zorluyor.

Uzmanları Uyarıyorum: Ukalalığın lüzumu yok
Hal böyle olunca, bizim arabalarda yakıt ikaz lambasının yandığı zamanlara, yanmadığı zamanlardan daha sık rastlanıyor. “Ayy ama az benzinle araba kullanmak çok zararlı, motorda pislik birikir, tıkanma yapar bıybıybıy…” diyecek uzmanlara işbu paragrafın başlığını takdim ediyoruz, koltuk altlarına alıp Teksas’taki yaşamlarına geri dönsünler diye.

Ve zurnanın zırt dediği “O” an:
Sonunda o kaçınılmaz an gerçekleşti. Geçtiğimiz günlerden birinde, yine “arabayı geri vermeden önce ikaz lambasını söndürecek kadar benzin koyup ortamdan sıvışayım” taktiği uygulamak için TAM TAMINA 20 TL’lik* banknot ile benzin alımı yaptım. Peki ne oldu: lamba sönmedi!

O an

Aldığım benzin ikaz lambasını teğet geçince...

Tecrübeli bir şoför olarak soğukkanlılığımı korumayı bildim. “Sakin ol Ted, benzin yeni koyuldu, iyice çöksün, yerine otursun, söndürür lambayı” diye düşündüm. Bekledim, bekledim… I-ıh. Söndürmedi sevgili okur. Söndüremedi.

Kıssadan Hisse
Demek ki neymiş, “Porsche’ni sat, Fiat’a bin”, “ev ve araba edinme planları yapıyorsan paranı eve yatır, arabayı boşver” diyen uzmanların bir bildikleri varmış. Biz bilemedik.

Bölüm sonu Orko'su

* 125 cc’lik bir scooter’ın deposu yaklaşık 15 TL’ye doluyor ve bir depo benzinle şehir içinde 4-5 gün takılabiliyorsunuz. Tek insanlı araba ve jiplerden geçilmeyen İstanbul trafiğine sevgi ve saygılarımla.


Yaşam Enerjisiyle Çalışan Toplu Taşıma Araçları

Son zamanlarda İstanbul yollarında çevreci teknolojiler kullanan toplu taşıma araçlarını daha sık görmeye başladım. Özellikle dolmuş, minibüs ve taksilerde rastladığım yaşam enerjisini emen mavi ışık teknolojisi, alternatifler içerisinde en hızlı yayılan teknoloji. Aşağıdaki karede geçenlerde bindiğim, Taksim – Bostancı hattında çalışan çevreci bir dolmuştaki mavi ışık uygulamasını görüyorsunuz:

Yaşam sevincini vakumlayan mavi ışık sistemleri.

Gündüz Mazot, Gece Yaşam Sevinci
Gündüzleri mazot, benzin veya LPG gibi konvansiyonel yakıtlarla çalışan dolmuş ve türevi araçlar, Çin çıkışlı mavi LED ışık teknolojisi sayesinde hava karardıktan sonra taşıdıkları yolcuların yaşam enerjisini emerek ilerleyebiliyorlar. Çağdaş İstanbul şoförlerince belli ki çok tutulan bu hibrid teknoloji hakkında, yaşam enerjisi köküne kadar emilen kimi yolcular farklı düşüncelere sahipler ama kim takar yolcuyu, müşteriyi afedersin…

Enerjinin Bedeli
Kökleri hastane ve yaşlı evlerindeki buz beyazı floresan lamba uygulamalarına dayanan mavi ışık teknolojisi, yolcularda durup dururken hayata küsme, halüsinasyon, paranoya, panik atak gibi yan etkilere yol açabiliyor. Hatta bu yan etkilerden nasibinizi almak için illa araçta yolculuk edeceksiniz diye bir kaide yok. Kendimden örnek vermem gerekirse, geçenlerde bir akşam sevdiceğimi bu mavi ışıklı dolmuşlardan birine bindirmek zorunda kaldım ve bir an için sanki onu kendi ellerimle meçhule, geri dönüşü olmayan karadelikimsi kozmik bir bilinmeze gönderiyormuş gibi hissettim. Plakayı tedirgence not ettim giden dolmuşun ardından.