Toplum Sözleşmesi

Trafiğe can-ı gönülden inanıyorum. Hani “arkadaş tatilde tanınır” diye çok doğru bir laf var ya, aynı şekilde “toplum trafikte tanınır” diyebilecek kadar önemsiyorum insanların trafikteki davranışlarını. Huyum kurusun, bu da benim hıncallığım.

İstanbullulara trafik bazlı bir karakter tahlili yapacak olsam; şehircenek bencil, şerefsiz, vahşi ve her halükarda zeki çakallar olduğumuzu söyleyebilirim. İstanbul trafiğinin temel prensiplerini şu yazımda anlatmıştım. Bugün ise, olayın sosyo-psikolojik boyutlarına yelken açacağız.

Kaostan Doğan Düzen
Bir ara bir şehir efsanesi duymuştum; sözüm ona İBB bundan birkaç yıl evvel çok ünlü ve bir o kadar da ecnebi bir trafik uzmanını İstanbul’a davet etmiş. Trafik sorunumuzu çözmeye gelen eksper durumu incelemiş ve ”Hesaplarıma göre yoğun trafik saatlerinde şehrin bir yakasından diğerine geçmenin takriben 5 saat sürmesi lazım. Siz ne yapıp edip bu yolu 2 saatte gidebiliyorsunuz. Ne biçim milletsiniz lan, valla anladıysam Arap olayım! Fazla akbili olan var mı abiler?” demiş. Akabinde, trafiğimize dair hiçbir öneri getiremeden kıçın kıçın evine dönmüş.

Benim için İstanbul trafiği bir arena, bense sıradan bir gladyatörüm, naçizane. Adalet duygusu aşırı gelişmiş bir insan evladı olarak, doğduğumdan beri trafikle savaştım. Pusette agresyon yapmayı öğrendiğimde henüz konuşamıyordum bile. İlk bisikletimle korna kullanmayı, ikincisiyle selektör atmayı ve üçüncüsüyle rakibi sıkıştırarak terbiye etmeyi çözdüm. Ehliyet kursunda burslu öğrenci olarak okudum ve motor sınavında ilk 100′e girdim. Ben bu arenaya yıllarımı, karoserlerimi vermişim. Arabamdaki göçük ve çizikler, yaşlı bir gladyatörün yorgun fakat muzaffer bedenini süsleyen yara izlerinden farksız.
Bir trafik veteranı olarak artık kısa küfürler etsem de, hala bazen kendimi kaybedip bu deli saçması trafikle inatlaştığım oluyor. Yayayken bile. Halbuki olayın özünü çoktan çözdüm. Yaşamda kalmak için adaptasyon şart. Kuralsızlık kuralın ta kendisi olmuşsa, kaosun düzenini çözmek ve ona ayak uydurmak şart.

Bu bağlamda günün amme hizmeti olarak, mantık ve sağduyuya ters düşen ama İstanbul trafiğinde hayatta kalmak için uygulanan trafik kural(sızlık)larını sizlerle paylaşmak istiyorum. Sttredin kemerleri bağlamayın burası İstanbul, zaten yolumuz kısa.

1) Araba: Kullanmak ya da Kullanmamak
Kızlara hava atmaya çalışan tüyü yeni bitmiş sivilceli bir ergen değilseniz, iki eliniz kanda olmadığı sürece İstanbul’da araba kullanmanız çok saçma. Bütün yaşlı trafik kurtları bunu bilir: Arabaya alternatif bir çözüm varsa, onu seç.
Fakat bazı kurtların bile düştüğü bir tuzak sunar İstanbul şoförlerine:
Trafik “bazı günlerde” ve “bazı saatlerde” araba için uygundur.
Laf aramızda, rahmetli de öyle derdi.

Hafta içi sabah-öğlen-akşam iş ve öğlen tatili trafiği vardır. Bu 3 saat diliminin arasında trafik sakinlemiş gibi durabilir. Ama o zaman da ev hanımları çok lazımmış gibi arabalarıyla alışverişe ve gezmeye çıkarlar. Haliyle “hafif boş” gibi görünen trafik aslında mayın tarlasından farksızdır. Geçmişte iki kez umutsuz ev şoförü mayınına basmış bir veteran söylüyor bunları.

Hafta sonu desen, işe arabasız gidip gelen tüm acemiler, hala taksidini ödemekte oldukları arabalarını gezmeye çıkartırlar. Haftasonunuzu manda sütü emmiş gibi giden son model arabaların tamponuna bakarak harcamak istiyorsanız, önden buyrun.

Geriye kalıyor iki zaman dilimi, o da geceyarısı ve bayram seyran. Hakikaten bu saatlerde / dönemlerde İstanbul’da trafik durulur. Fakat bu sefer de boşluğu fırsat bilen belediyenin yol çalışmasına denk geleceksinizdir. Her allahın senesi 365 kavşak daha hayırlı oluyor, bunlar gökten zembille inmiyor herhalde?

2) Araba: İlla Kullanacaksanız

Tedirmobil

Emektar Tedirmobil


- Kırmızı ışık yandıktan sonra ilk 2 saniye geçiş serbesttir. Geçmezseniz siz saygısızlık etmiş, arkanızdaki arabaların hakkını yemiş olursunuz. Artık korna, küfür, selektör, dayak; hatanızın sonucu neyse katlanmak zorunda kalırsınız.

- Sakin kavşaklarda size kırmızı yanıyor olsa bile, temkinli bir şekilde yolunuza devam etmelisiniz. Önemli olan trafikte akışı sağlamaktır: yoksa 5 saatlik yol 2 saatte nasıl katedilirdi?

- Emniyet şeridi: Ufukta bir polis gördüğünüzde burnunuzu bir aceminin önüne sokabilecek kadar atikseniz, kesinlikle tercih etmeniz gereken şerittir. Öte yandan delikanlı İstanbul şoförü önüne araç sokturmaz. Buna da hazırlıklı olun.

- Trafik ışıklarında bekleyen ısrarcı cam siliciler: Bu tayfayla ancak tecrübesiz şoförler muhatap olur. Yapmanız gereken, ışıklara takılacağınız zaman Mistır Camsil’i farkettiğinizde, önünüzdeki araca fazla yaklaşmadan aracınızı durdurmak. Mistır Camsil öndeki arabayla şansını denedikten sonra sizin arabanıza doğru gelmeye başlayacaktır. Kesinlikle göz teması kurmayın. Cam silici pencerenizde bittiği anda usulca arabanızı önde ayırdığınız boş alana doğru sürün. Adam size dönmeye zahmet etmez, artık arkadaki arabanın sorunudur.

- Diğer arabaları ekarte etmek için yayaları kullanın: Olduk olmadık yerlerde yola atlayan yayalar arabaların fren yapmasına sebep olur, boşukları iyi değerlendirirseniz yayaların arasından diğer arabaları geride bırakarak geçebilirsiniz. Korkmayın Türk yayası kolay kolay ezilmez, kaçmayı bilir.

- “Burnunu sokan kazanır” prensibi: Sıkışık trafikte yandaki arabayla “kim önce geçecek” savaşı mı yapacaksınız? Yol önceliği sizin olsun olmasın, farketmez. Burnunu diğer arabanın önüne kıran araba yolu kazanır. Siz yapın hamlenizi, sıkıyorsa ön tamponlarıyla arabanızın yan cephesine çarpsınlar, yemez, en fazla kuduz köpek gibi kornaya asılırlar. Ama yol sizindir.

- Son olarak, otoriteler zorlamadıkça asla kimseye yol vermeyin, hep yol alın, sıra kapın. Unutmayın, arabanın avantajı, ardına saklanabilmenizdir. Düşünün, bir sinema gişesinde upuzun bir bilet sırası varken, herkesi sollayıp gişenin en önüne gelip girmeye çalışsanız ne olurdu? Sıradakiler canınıza okurdu, hatta inat etseniz dayak bile yiyebilirdiniz.
Ama arabada öyle mi? Arabada saklanmak kolaydır. Onca parayı 4 tekere boşuna dökmediniz ya?
Gel en arkadan, sok burnunu sıranın en önüne, artık yol senindir. Haaa, sıranın başındaki cevval şoför yol vermedi mi? Sabret, 2-3 arabaya kalmaz, ensesine vurup ağzından lokmasını alacağın bir ezik çıkagelir.

3) Metrobüs
İşte bir İstanbul gerçeği, şehrimiz trafiğinin tartışmasız yeni sembolü Metrobüs. “Kaostan Doğan Düzen” fikrinin vücut bulduğu taşıt. Bayılıyorum Metrobüs’e. Çaresizlikler içerisinde yaratılmış bu dahiyane sistem, sorunu ele alma şekli açısından krikotirotomi denen akıl almaz (ama hayat kurtaran) tıbbi müdahaleye benziyor. Gemileri denizden geçiremeyince HÖÖRŞ diye karadan sokan bir soyun evlatlarından da, böylesine yaratıcı bir kriz yönetimi beklenirdi.

"Biz de Metrobüs'ü karadan sürerük!"

Metrobüs’ten daha ilginç bir şey varsa o da yolcularının davranış biçimi. Hiç başlangıç durağından boş gelen Metrobüs’e bindiniz mi?

- Durakta insan güruhu birikmiştir, Metrobüs durağa yanaşır, kapılar açılır.

- Normal otobüstekinin aksine, yolcular aracın ön girişinde teker teker bilet basmak zorunda olmadıkları için, aynı anda aracın tüm kapılarından içeri saldırırlar. Tıpkı bir metrodaki gibi.

- İlk 5-8 saniyede sandalye kapmaca ve altta kalanın canı çıksın oyunları oynanır. İşine gitmek için savaşan takım elbiseli amcalar, döpiyesli teyzeler, genç kızlar ve delikanlılar; yaş, cinsiyet, boy, din, dil ayırdetmeksizin, medeniyete dair her şeyi bir kenara bırakıp, birbirlerini ağıldan çıkan davarlar gibi itekleyerek oturacak yer bulmaya çalışırlar.

- Asıl gariplik 10-12. saniyede baş gösterir. Bu noktada Metrobüs yolcusunun davranışı, Metro’nunkinden 180 derece ayrılır:
Metrobüste oturulacak yer kalmadığını farkeden dışarıdaki güruh, CAAART diye bir anda araç kapısının tam önünde freni koyar ve araca girmeyi reddeder. Evet. Metrobüsün kapısının TAM önü, araçta boş koltuk kalmadığı için bir sonraki aracı beklemeye karar veren insanlarca bloke edilmiştir.

- Öte yandan aracın içinde ayakta seyahat edilebilecek yığınla boş yer vardır. Ama kapının önünde tıpa görevi gören grup, içeri geçmek isteyenlere yol vermez çünkü hepsi bir sonraki Metrobüs’e ilk giren olmak isteyen uyanıklardır.

- Neticede acelesi olan pek çok insan, araçta yer olmasına rağmen içeri giremez ve Metrobüs gider.

- Bu patern kendini kalabalık saatler boyunca tekrar eder.

4) Belediye ve Halk Otobüsleri
Bitti sandınız değil mi? Çok iyi niyetliymişsiniz, daha metrobüsten otobüse transfer yapacağız, Zincirlikuyu’dayız.

Geçenlerde tam bu noktada bir otobüse binmek üzereydim ki, önümdeki iki genç bayan, otobüse girme sırası yüzünden kavga etmeye başladı:

Bayan 1: Sıranızı bekleyin yalnız.
Bayan 2: Ne?
Bayan 1: Sıranı bekle sıranı!
Bayan 2 (gayet kendinden emin): Ne sırası yae? İlk kez mi biniyorsun? Hayret bişe!..

Ne yalan söyleyeyim, Bayan 2′den etkilenmiştim. “İşte gerçek, fosforlu bir İstanbullu” diye düşünmüştüm. Diğeri de garibim, herkesin önünde kendini rezil etmişti. Herhalde dersini almıştır.

- Otobüs durağı, Hollywood’un post-apokaliptik başyapıtlarına taş çıkartacak kadar kaotik gözükmektedir: Kapısını açmamakta direten otobüslerin peşinde koşan yolcular, otobüsten seken yolcuları toplayan minibüsler ve akbaba misali etrafta gezinen taksiler.

- Otobüsümüz gelir. Zaten ağzına kadar doludur. (Hele Halk Otobüsü ise gelen, insanların kol ve bacakları dışarı taşmaktadır. Zira bu abiler kendi otobüslerini dolmuş misali işlettikleri için, kestikleri her bilet yanlarına kar kalmaktadır. Benden size tavsiye, gideceğiniz yere yetişmek istiyorsanız, halk otobüsüne binmeyin.)

- “Lan nasıl binilir ki buna? Hadi bindik diyelim, nasıl inilir?” derken, otobüsün orta ve arka kapısı açılır. Yeni yolcular içeridekileri itekleyerek çıkış kapılarından içeri girerler ve kapı son binenin sırtına sıfırlanarak kapanır.

- Arka ve orta kapıdan binenler – bakın bu bölüm çok kritik – paso ve akbillerini topluca öne doğru gönderirler. Tüm otobüs, kartları öndeki tarama cihazına kadar iletir, kartlar basılır ve sahiplerine gerisin geri dağıtılır: İNANILMAZ BİR ŞEY!

Yankesicilerin kol gezdiği, kimsenin kimseye sırtını dönmediği şehr-i İstanbul’un sardalya konservesi gibi tıkışık bir otobüsünde, içi para dolu kartlar havada uçuşsa da, hiçbir yolcunun başına bir terslik gelmez! Vallaha da billaha da gelmiyor!

Öte yandan, otobüs şoförü artık nasıl bir teknoloji veya yetiyle donatılmışsa, o hengamede arka kapılardan binen yolcuların çetelesini tutup, akbillerin basılıp basılmadığının denetimini 15 metre mesafeden yapabilmektedir. Alın size kaostan doğan düzene bir örnek daha.

5) Minibüs

Bu abilere saygım sonsuz. Haklarında ters bir şey söylemek istemem. Şoför ister 16 yaşında olsun, ister 76, abimizdir, kraldır. İster sigarasını içer, ister yolun ortasında indirme bindirme yapar, isterse de siz araçtan inerken patinajla kalkış yapar.

Yıllar geçtikçe anladım ki, minibüs denen araç, şoför mahalinin şekli ve pozisyonu itibariyle kullanıcısını acayip bir halet-i ruhiyeye sokuyor. O yaylı şoför tahtına oturup, o topuzlu, heyula direksiyonu kavrayan kişi, aklını yitirip kendini Trafik Tanrısı Minisbus falan sanmaya başlıyor. Bir dahaki minibüs ziyaretinizde şoför mahalini inceleyiniz. O oturuştaki dominant havayı, o trafiğe tepeden bakan üslubu iyice anlayınız. Ve bir daha minibüsçülerle muhatap olurken, ayağınızı dengalınız!

6) Dolmuş
Korkulmayacak minibüsçüye dolmuşçu diyoruz. Dolmuşlar daha müşteri bağımlısıdır. Sizi her köşe başında beklerler. Hatta siz olmasanız da beklerler. Ta ki araçlarının isminin hakkını verene kadar. Bir dolmuş dolmayagörsün, işte o zaman dolmuşçudan korkacaksın, artık yakınında koltuk, boru, kapı; ne varsa ona sıkı sıkı tutunacaksın. Bu konuda ekstra kaynak olarak burayı ve şurayı inceleyebilirsiniz.

bi tarz...

 

 7) Taksi
Haklarında genelleme yapılamayacak, tutarsız bir şoför tipi varsa İstanbul’da, onlar da taksicilerdir. Şoförün en babacanı da bu adamlardan çıkar, en psikopatı da. Bu sebeple ben de mümkün mertebe kaynağı belli taksiler kullanmaya çalışıyorum.

İstanbul bana taksiye dair iki önemli şey öğretti:
- Binerken nereye gittiğinizi söyleyeceksiniz.
- Bozuk paranız yoksa bunu binmeden belirteceksiniz.
Tecrübeyle sabit, aksi takdirde mutlaka bir husumet çıkar. Hele mevzubahis taksi Avrupa Yakası’nın taksisiyse, terbiyesizlik yapma ihtimali iki katına çıkar.

Gel gör ki, ne zaman taksiye binerken umutsuz bir tonda “yakına gideceğim ama?!”  desem, neredeyse tüm taksicilerin bir anda melek kesildiklerini tespit ettim. “Abicim gel gel, ne demek ayıp ediyorsun“lar, “ne o yoksa böyle kısa yola almayan şerefsizler mi oluyor?“lar, “bozarız canım ne demek“ler…  Ba ba ba. Aynı taksiye destursuz binsem, kimin ayıp ettiğini, kimin şerefsiz olduğunu göreceğime öyle eminim ki.

Kısacası, kararı taksiciye bırakıyormuş gibi yapmak, İstanbul taksilerinde çoğunlukla işe yarayan bir ters psikoloji tekniğidir ve tüm taksi mağdurlarına şiddetle önerilir.

8) Vapur ve Deniz Otobüsü
 Her akıllı İstanbullunun bildiği gibi, en temiz yol tartışmasız deniz yoludur. Denizden gitmek mümkün ise, gemileri karadan sürümenin anlamı var mı? Zaten hala neden aynı yakanın iskelelerinde ring yapan vapurlar koymuyorlar, anlayamıyorum. Karaköy – Beşiktaş motoru olsa binilmez mi? Ben havada karada binerdim valla.

9) Metro, Tren, Tramvay
Raylı sistemi de nispeten seviyoruz. Bir tek tıkışma, sıkışma kısmı biraz can sıkıyor. Bunun dışında, bildiğiniz gibi metroya girmeden önce, çıkmak isteyen yolculara müsaade etmiyoruz. Biz hele bir girelim, onlar nasıl olsa çıkarlar. Bir de elektrikli merdivenlerde yürümeye kalkmıyoruz, yürümek isteyen sabırsız kurtlulara yol vermiyoruz. Zira asansör neyse elektrikli merdiven de odur, asansörde yürünür mü? Kıçımızı serip işi merdivene bırakıyoruz.

Bölüm sonu Orko'su

 

20 Liralık Benzin İkaz Lambasını Teğet Geçti

Tahmin edersiniz ki son derece sosyal sorumlu ve çevreci bir insan olduğum için arabam yok. Araba gerektiğinde başka insanların arabalarını kullanıyorum. En çok da halamın arabasını severim. 2000 model ama hala iyi kaçıyor. Yine de bir Tedirmobil değil tabi:

Tedirmobil

Tedirmobil

Benzin Zamları ile Değişen Sosyal Dinamikler
Son dönemde şunu farketmeye başladım: eskiden ailecek birbirimize arabayı dolu depo ile teslim ederdik (tabi “dolu”dan kasıt, en azından çeyrek depo benzin oluyordu o zamanın Türkçesiyle). RTE’nin deyimiyle kriz Türkiye’yi teğet geçti geçeli, kullandığım herhangi bir arabanın yarım depodan fazla benzine şahit olmadığına adım gibi eminim. En azından eskiden tatile giderken depo fullenirdi, artık arabalar tatile de çıkamaz oldu. Şoförleri yenilince onlar da yenilmiş sayıldı bir nevi. 

Kısacası, eskiden aile içinde araba teslim oyunu olarak “nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak” oynardık, şimdiki oyunumuzun adı ise “kim kimi yolda bırakacak“. Dünyanın en değerli benzininin satıldığı, gelişme hızına yetişilemeyen bu ülke, beni ve yakın çevremdeki şoförleri sadece kişisel ve anlık ihtiyacı karşılayacak kadar benzin almaya zorluyor.

Uzmanları Uyarıyorum: Ukalalığın lüzumu yok
Hal böyle olunca, bizim arabalarda yakıt ikaz lambasının yandığı zamanlara, yanmadığı zamanlardan daha sık rastlanıyor. “Ayy ama az benzinle araba kullanmak çok zararlı, motorda pislik birikir, tıkanma yapar bıybıybıy…” diyecek uzmanlara işbu paragrafın başlığını takdim ediyoruz, koltuk altlarına alıp Teksas’taki yaşamlarına geri dönsünler diye.

Ve zurnanın zırt dediği “O” an:
Sonunda o kaçınılmaz an gerçekleşti. Geçtiğimiz günlerden birinde, yine “arabayı geri vermeden önce ikaz lambasını söndürecek kadar benzin koyup ortamdan sıvışayım” taktiği uygulamak için TAM TAMINA 20 TL’lik* banknot ile benzin alımı yaptım. Peki ne oldu: lamba sönmedi!

O an

Aldığım benzin ikaz lambasını teğet geçince...

Tecrübeli bir şoför olarak soğukkanlılığımı korumayı bildim. “Sakin ol Ted, benzin yeni koyuldu, iyice çöksün, yerine otursun, söndürür lambayı” diye düşündüm. Bekledim, bekledim… I-ıh. Söndürmedi sevgili okur. Söndüremedi.

Kıssadan Hisse
Demek ki neymiş, “Porsche’ni sat, Fiat’a bin”, “ev ve araba edinme planları yapıyorsan paranı eve yatır, arabayı boşver” diyen uzmanların bir bildikleri varmış. Biz bilemedik.

Bölüm sonu Orko'su

* 125 cc’lik bir scooter’ın deposu yaklaşık 15 TL’ye doluyor ve bir depo benzinle şehir içinde 4-5 gün takılabiliyorsunuz. Tek insanlı araba ve jiplerden geçilmeyen İstanbul trafiğine sevgi ve saygılarımla.


10 Adımda İstanbul Trafiği

Demir Bükey’den İleri ve Geri Sürücülük Teknikleri Uzmanlık Sertifikası almış biri olarak, 2 saat köprü trafiğine maruz kaldığım şu güzide yaz sonu akşamında, daha arabamdan inmeden karar vermiştim: Biz İstanbulluların kanayan yarası trafiğe el atmamın vakti gelmiş de geçiyordu bile.

Tedirmobil

Tedirmobil

İstanbul’un en mutena semtinde doğup büyümüş ama dünyanın dört bir yanını görmeyi de ihmal etmemiş bir şoför olarak sizi temin ederim ki İstanbul trafiği başka büyükşehirlerdekine benzemez. Zaten trafikte sıkça rastlanan “fatal erör vermiş 06 plakalı” stereotipi de büyükşehirli olmanın İstanbul’da araç kullanmak için yeterli olmadığının en açık ve yaygın kanıtıdır (35 plakalılar nispeten iyidir bak).

Hal böyle olunca, İstanbul’a özel trafik kurallarını siz fanilere aktarmak da yine tabi ki bana kaldı. Hıncal Bey senelerdir bir şeyler karalamakta ama taşı gediğine bir türlü koyamadığı için yazmaya devam ediyor, artık bende de bekleyecek hal kalmadı. Buyrun:

1) Trafik Lambası
Sizin de dikkatinizi çekmiştir, şehirde son dönemde her köşeye şu 3 renkli (kırmızı – sarı – yeşil) lambalardan koyuyorlar. İstanbul’un sokak köşelerini daha canlı, dinamik ve estetik kılan bu görsel şölenin, herkesin bilmediği bir diğer işlevi de trafik hakkında bizi inceden inceye bilgilendirmesi.

Kırmızı ışık: Trafikte gerginlik olduğu anlamına geliyor. Bu ışığın yanından geçerken, sağı solu kollayın, bir sakatlık çıkmasın. (Not: Şehrin yoğun bölgelerinde bulunan ışıklarda, İl Trafik Müdürlüğü bu gerginliği yumuşatmak adına kırmızı ışıkta fotoğraf hizmeti vermeye başladı. Araçlarıyla poz vermek isteyenler, sonradan fotoğrafla beraber evlerine postalanacak cüzi bir ücret karşılığında bu güzel hizmetten yararlanabilirler.)

Yeşil ışık: Her şeyin serbest olduğu anlamına geliyor. İster durun, ister gidin. Toplu taşıma araçlarının, taksilerin yolcu indirip bindirmesi için en uygun vakit. Fotoğrafsız.

Sarı ışık: “Acele et”, “Gaza bas” gibi anlamlar taşıyor. Ne yaparsanız yapın fakat durmayın. Fotoğrafsız.

Yayalara: Yeşil olan “yürü”, kırmızı olan “koş” anlamına geliyor.

2) Emniyet Şeridi
Trafiğin sıkıştığı anlarda başvurabileceğiniz bir hayat kurtarıcı. Özellikle bu hatta hizmet veren Ambulans isimli toplu taşıma araçları mevcut. İşe, maça veya konsere falan yetişmek istediğinizde ideal çözüm. Grup indirimi de yapıyorlar.

Alternatif olarak emniyet şeridini kendi aracınızla veya taksiyle de kullanabilirsiniz. Taksiler genelde polis kontrolünde hasta taklidi yapmanızı isterler, kurcalamayın, yatın aşağı. Öyle ya da böyle, enayi olmayan, birazcık aklı olan herkes bu şeridi kullanmalı. Neyse ki halkımızın çoğu hala bu avantajın farkında değil ki, avantaj avantaj olmaya devam ediyor.

3) Girilmez  / Dönülmez Sokak Tabelaları
Bu tabelaları birileri akıllarına estikçe koyar, estikçe kaldırır. Hiçbiri kalıcı değildir, haliyle dikkate alınmamalıdır. İstanbul’da giremeyeceğiniz tek sokak, aracınızın eninin kurtarmadığı sokaktır ki, usta şoförler yeri geldiğinde yan aynaları katlayarak, yeri geldiğinde kaldırıma, duvara çıkarak bu sokakların da hakkını vermesini bilirler.

DİKKAT: Girilmez bir sokağa girdiğinizde karşıdan gelen aracın sizi püskürtmesine sakın mahal vermeyin. Psikopat taklidi yaparak karşınızdakini korkutabilir; ters yönde olanın esas kendisi olduğuna inandırabilir veya “kibar ama çaresiz”e yatabilirsiniz. Unutmayın, bir İstanbul şoförü sadece park ederken veya köprüden önce son çıkışı kaçırdığında geri vitese takar.

look at the tabele

look at the tabele

4) Şeritler
Şerit çizgileri bir nevi ilkokul güzel yazı defterindeki çizgiler gibi, acemilerin yolu hizalamaları için yapılmıştır. Ama siz herhalde İstanbul trafiğine acemiyken girmeye kalkışacak kadar saf değilsinizdir?

Kesik veya devamlı şeritlerin farkını ben de hatırlamıyorum çünkü tahmin edebileceğiniz üzre, deneyimli bir şoför olduğum için şerit kullanmıyorum. Gitmem gereken yolu, aracımın girebileceği boşluklar ve varış noktam belirliyor.

5) Yaya Geçidi
Siz siz olun yayalara bu düzlem üzerinde çarpmayın. Fena cezası var. Bunun dışında, yaya geçidi İstanbul’da bir anlam ifade etmiyor. Yaya geçidi de araba geçimedi mi? Bittabi hayır. Geçiniz, sıradaki…

6) Sinyaller
Benim en sevdiğim sinyal tarzı dörtlüdür. Dörtlüler yanarken her yere gidebilirsiniz, herkes sizden çekinir. Ayrıca dörtlüleri yaktıktan sonra, yolun ortasına bile park edebilirsiniz. Yeter ki akünüz bitmesin.

Bunun dışında, arkanıza biri yapışıp yol istediğinde “geç lan işte, sağ müsait” babında sağ sinyalinizi; siz sol şeritte birinin arkasına yapışmışken “yol ver lan” babında sol sinyalinizi kullanabilirsiniz.

Son dönemde araçlarının ön ızgarasının içine kırmızı – mavi polis ışığı takan kompetan İstanbul şoförleri görüyor, kıvrak zekalarına adeta kurban oluyor, kendilerine yol vermeden edemiyorum. Eğer bu şahıslardan biriyseniz lütfen priveytime gelin, bişi sorcam.

7)  Sellektör
Bu kelimeyi “selektör” sanan entellektüeller var. Halbüse “sellektör” kelimesi “ellemek” fiilinden türemiştir ve el vasıtasıyla sinyal göndermek anlamına gelir. Sellektör dili çok zengin bir dildir, hele İstanbul şivesi bambaşkadır, Mors kodu gibi kısa ve uzun sinyallerle belirtecek olursak:

_ _ _   “Yol benim, hiç bulaşma.”

. . . . . . . _ _ _ “Sol şeridi boşalt a.q.p.”

. . “Tamam lan geç hadi, bu kıyağımı da unutma.”

_ _ _ _ ______ “Uzunlarını kapat i.e.”

________ “Bittin sen o.ç.”

_ _ . . “Naber lan hemşo!”

. . _ “Duraktaydım sen?”

. _ . “Köprüdeydim.”

. . _ . . _ “Nassığız gızlar!”

. . . _ . . . (hızla giderken) “Ters yöndeyim ama ticariyim, yol veriver be abi, acelemiz var… Allah razı olsun abiğ, yavşakça selam da vereyim sana yanından geçerken, al…”

8) Korna
Korna demek, hak demektir, demokrasi demektir, fikir özgürlüğü demektir. Korna, bu güzel yurdun en asil şehrinin simgesi, o şehrin insanlarının en gelişmiş dilidir. İstanbul’da kullanılan temel korna cümlelerinden bazıları şunlardır:

dat: “Hiç, öyle içimden geldi.”

dat daat: “Aaaa nabeeer yaa!!”

datdat: “Hadi görüşürüz.”

daaaaaaaaaaaaat: “Birazdan yeşil yanacak hazır ol lan!”

dadaaaaaaaaaaaat: “Yeşil yandı lan yürüsene a.q.ç.”

datdatdatdat: “Yol benim, durmaya da niyetim yok,  hiç bulaşma”

dadadadadaaaat: “Minibüs lazım mıydı bacım? Hani gözünden kaçmıştır, küçük araç falan?” –> dadadat: “Emin misin bacım bak, gidiyorum ama…” –> dadat “Peki, sen kaybedersin..”

dat dat datdatdat datdatdatddat datdaaaattttt: “En büyük asker bizim asker!”

datdatdat datdatdat datdatdatdat, datdaaaaaat: “Daha şampiyon olalı sadece 2 gün oldu uyanın a.q.!!!!”

İşte öyle bir şey...

İşte öyle bir şey...

9) Motorsikletliler
Geçen taksisine bindiğim delikanlı bir abimiz, artık motorsikletlilerden illallah dediğini, hatta bir gün dayanamayıp önünde giden bir kuryeye arabasının önüyle kasten (hafif yandan) vurmak suretiyle, herifi taksinin kaputuna kepçe misali aldığını, motorunu haşat ettiğini ballandıra ballandıra anlattı. Ben de “çok iyi yapmışsın abim benim!” diyip ilk ışıklarda indim ve ortamdan hızla uzaklaştım.

10) Bisikletliler
Kesinlikle tam ekipman kullanın. Kask, dizlik, eldiven, gözlük, ayakkabı, kask üzerine dikiz aynası vs… Abidik gubidik ne bulursanız takın. Kaza anında canınızı koruyacağından değil. Ne kadar çok ekipman taşırsanız şoförler sizi o kadar kolay farkedeceklerdir ve “bu manyak naapıyo? Bindiği ne? Hangi gezegenden gelmiş?” diyen gözlerle size bakacaklardır. Farkediliyorsanız, yırtmış sayılırsınız. Garip ama gerçek.

 11) Püf Noktaları 

- İstanbul’da kavşakta öncelik sırası: RTE Korteji – Minibüs – Ambulans – İtfaiye – Zengin Aracı – Emniyet – Diğerleri

- Şu takip mesafesi konusu… “Gittiğiniz hızın karekökünü öndeki arabanın teker çapıyla çarpın” gibisinden kafa karıştırıcı formüller İstanbul’da işlemez. Takip mesafeniz yan şeritteki aracın uzunluğundan kısa olmalı. Yoksa önünüze girecektir. Bu kadar basit.

- Baktınız arkadaki araç takip mesafesini iyice daralttı, ensenizde ve dikizden farlarını dahi göremiyorsunuz: sol ayağınızla (fren ışığını yakacak kadar) hafifçe frene basarken sağ ayağınızla gazı kökleyin.

- Üzgünüm ama söylemek zorundayım… Dar bir sokaktasınız ve önünüzdeki kadın şoför paralel parka yeltendi. Madde 3′ü yıkmak pahasına da olsa geri vitese takıp sokağı terkedin. Arkanız müsait değilse kontağı kapatın, derin bir nefes alın. Torpidoda böyle durumlar için kitap, dergi bulundurun.

- Minibüs Caddesi minibüsler içindir, adı üzerinde. Minibüsçü değilseniz kullanmayın kardeşim şu yolu. Minibüsçüleri habitatlarında rahatsız etmeyin. 2012 senesinde UNESCO Minibüs Caddesi’ni Dünya Mirası Listesi’ne alacak deniyor, siz de bu çeşitliliği korumak için üzerinize düşeni yapın.