Götinsan

Yeni girdiğiniz bir ortamda, sizi tanımadan ve hakkınızda hiçbir şey bilmeden size sebepsiz yere “buraya hoş gelmedin”, “keşke hiç olmasan” benzeri sinyaller gönderen rahatsız insanlarla karşılaştınız mı? Ben çok karşılaştım, zira sakin güce dayalı prezansım bu tip özgüvensiz insanlarca hep ciddi bir tehdit unsuru olarak algılanmıştır. Neden sonra anlamaya başlarlar ki çabaları beyhude; isteseler de istemeseler de ben varım, afiderzeyn.

Bildiğiniz gibi bu arıza tipler okul, iş ve bilimum sosyal çevrede nursuz ifadeleri ve huysuz mizaçlarıyla kendilerini hemen farkettirirler. Akabinde yakın çevreleri de bu insanları şöyle açıklamalarla savunmak zorunda kalırlar:

Yeaurrrrayt.

Bu şekilde tasvir edilen Gerçi Özünde Temiz insanlardan, pratiklik adına G.Ö.T. insan olarak bahsedeceğiz. Ya da direktman götinsan diyelim, evet, bu daha kompakt.

Kafamı kurcalayan şey şu:
Nasıl oluyor da bu götinsanlar, siz kendinizi onlara “kabul ettirene” kadar size negatif davranmayı kendilerine hak görebiliyorlar? Neden götinsanlar kredilerinin sunacakları değil, kazanılması gereken bir şey olduğunu sanıyorlar? Hatta, ne cüretle böyle sanabiliyorlar?

Kredi Hadisesi
Götinsanı normal insandan ayıran unsurların başında kredi hadisesi geliyor. Peki krediyle neyi kastediyoruz? Bir nevi kişisel ülke puanı.

0 kredinin en kötü insana, 10 kredi de en iyi insana tekabül ettiğini varsayarsak, götinsan size tanışmanız esnasında 0 ila 2 kredi veren insandır. Normal (benim normlarıma, yani evrensel hakikate göre normal) bir insan ise yeni tanıştığı birine nerden baksan bir 7-8 kredi vermelidir. Kafadan 10 kredi verene ise, bizim orda enayi derler. Bugün bir 10 numara insan olmak kolay değil.

Tanışmak (işteş fiil, karşılıklı eylem)
Tanışmayı karşılıklı bir kredi alışverişi olarak düşündüğümüzde, ben karşımdaki yeni insana helalinden 7-8 kredi verirken, o bana 0-2 kredi veriyorsa, o sosyalleşmede bir götlük vardır. O zaman ben de verdiğim krediyi ŞAK diye geri alır, karşımdakine götinsan yaftasını yapıştırıveririm, göt gibi kalakalır.

Götinsan.

Götinsan seni.

Elde kalan nedir: kredibilitesi düşük, verimsiz ve huzur bozucu bir diyalog. Empati yoksunu insanlar. Sevimsiz bir toplum. Mutsuz bir yaşam. Hastalıklar. Acı. Nefret. Savaş. Kan. Ölüm. Küresel ısınma. Çok uluslu şirketler. Sansür. Minibüs. Yaptığını beğendin mi götinsan?

İyi Niyet
7-8 kredi aslında iyi niyetten başka bir şey değil. İyi niyetli olmak da her zaman iyimser veya enayi olmak anlamına gelmiyor. Hayata bakışınız istediğiniz kadar kötümser, sarkastik olsun, yeter ki niyetiniz iyi olsun. Bir götinsan değilseniz, olmalı da.

Merak etmeyin, muhatabınız cömertçe verdiğiniz o 7-8 krediyi hak etmiyorsa, üstünü zamanla geri alacaksınız. Krediler sizin en nihayetinde. Dürüst olmak gerekirse, dağıttığınız kredilerin büyük kısmını zaten geri toplayacaksınız çünkü memlekette hıyar çok. Gel gör ki, yargısız infaz yapmaya kimsenin hakkı yok.

“Götinsan götinsan diyosun ama, naabalım yani elalemin yalakası mı olalım, yovuşak mı olalım?” dediğini duyar gibiyim gururlu götinsan. Haklısın. Senden daha beter bir şey varsa, o da sahte samimiyet. Fakat götinsanlıkla sahte samimiyet arasında bayağı kalın bir çizgi, hatta bir şerit var. İçinden nezaket, saygı, empati, özgüven vesaire geçiyor… Genel bir insanlık şeridinden bahsediyoruz, orda hepimize yetecek kadar yol var. Başka bir deyişle dostum, sıradaki türkümüz sana geliyor: “Yolum İnsanlık Yolu”. Zırı zannnnnn.

Çevremizdeki Götinsanlar
Yakın çevremde de hayli götinsan var. Bazılarına mecburiyetten katlanıyorum, bazıları ise sevdiğim, kadim arkadaşlarım; zira “tanıyınca çok iyi” insanlardır gerçekten de. Ama onları yeni birileriyle tanıştırmak, karın ağrısından başka bir şey değil. Lüftediyorlar. O yüce, eşsiz, kusursuz sosyal dünyalarının sınır kapısına gelip dayanmış yabancıyla ıkınarak, lütfen tanışıyorlar. Kıçımın kenarları. Sanki karşınızdaki ölüyor sizinle tanışmak için.

İçimizdeki Götinsan
Kim bilir, belki ben de geçmişte yeni tanıştığım birilerine götinsanca davranmışımdır. O birilerinden özür dileyeyim bu vesileyle. Hayret valla, nasıl olmuş ben de anlamadım… Primata falan bağlamış olmayayım? Aslında beni biraz tanısanız, özümde çok iyi bir insanımdır, işte efenim sadece yabancılara karşı biraz bıybıy da bıybıy… Bırak allasen.

Düşünce Gücüyle Yayayı Yolculaştırma Teknikleri

Bildiğiniz gibi, dinin kemik ve derisi temizlenmiş, fileto haline Enerji diyoruz. Gün geçmiyor ki çağımızın bu yükselen değeri yeni bir alanda kullanılmasın.

Enerjiden sebeplenen yeni alanlardan biri de, özel toplu taşıma sektörü. Kazmapolit şehrimiz İstanbul’un çılgın trafiği bir yandan, sektör içi rekabet bir yandan olunca; minibüs, dolmuş ve taksi şoförlerimiz yolcu bulabilmek için alternatif yöntemlere başvurur oldular. Bugün bu yöntemlerin en yaygın olanlarını inceleyeceğiz:

bi tarz, bi tarz...

1- Meditatif Sürüş
Bu sürüş tekniğini uygulayabilmek için aracınızın rölanti ayarının düzgün yapılmış olması gerekiyor. Zira, aracı 2. vitese taktığınızda hiç gaza basmasanız bile, aracın 5 km. hız ile kendi kendine ilerleyebilmesi lazım.
Özellikle dolmuşlar tarafından, tercihen trafiksiz, bomboş yollarda uygulanan bu teknikte, sürücü cadde boyunca yalnızca rölanti gazı ile ilerleyip, her köşe başında yeşil ışık / kırmızı ışık demeden bekleyerek, meditasyon moduna geçiyor.
Araç içindeki bu doğaüstü dinginlik durumundan etkilenen yayalar, bu enerjinin bir parçası olabilmek için yavaş yavaş aracı doldurmaya başlıyorlar. Araç tamamen dolduğu zaman, şoför gaz pedalını yaradana sığınarak topukluyor ve onunla beraber tüm yolcular adeta ışık hızıyla Nirvana’ya ulaşıyorlar. Aynı zamanda, meditasyon esnasında trafikte yitirilen dakikalar, bu ani enerji boşaltımı esnasında geri kazanılmış oluyor.

2- Bakarak Hipnoz
Yolun kenarında durup karşıdan karşıya geçecekken kendinizi bir dolmuş veya taksinin içinde bulduğunuz oldu mu? Bana pek çok defa oldu. Çok sonraları anladım ki, usta İstanbul şoförlerinin bakarak hipnoz tekniğine maruz kalmışım.
Büyük sabır ve kararlılık gerektiren bu teknikte şoför, yolun kenarındaki yayayla göz teması kurduğu anda aracını hedefine doğru yönlendirip hızını minimuma düşürüyor. Esasen araca binmek için hiçbir sebebi olmayan yaya, gözlerini kendisinden 1 salise bile ayırmadan bakan şoför ve onun aracının arkasında birikerek tansiyonu yükselten trafik karşısında çaresiz kalıp, bilinçsiz bir panik içerisinde kendini aracın içerisine atıyor. Alın size yayadan devşirme bir yolcu daha.

3- Kornayla Şartlama
Bakarak hipnoz tekniğinin yetersiz kaldığı noktada devreye korna giriyor. Daha önceleri sütten ağzı yandığı için göz temasından kaçınan yayaya yaklaşan usta şoför, kurbanının içsel frekansını rezonansa sokacak aralıklarla küçük korna darbeleri indirmeye başlıyor. “Dat…….. Dat………. Dat……….. Dadat……. Dadat……. Dadadadat… Dadadadadadadat…” şeklinde daralarak daraltan korna aralıklarına ve ısrarcı tavra karşı koyamayan yaya, istemsiz bir şekilde şoföre dönüp baktığında, artık iş işten geçmiş oluyor. Kornayla göz temasına şartlanan kurbana, son darbe yine bakarak hipnoz ile indiriliyor.

“Ardına bakma yolcu,
Kader almaya geldi seni benden…”
 

Primata Bağlamak

Duygusal ilişkide hayvansal içgüdülere yenik düşüp, defansif ve hatta kimi zaman ofansif tavır takınmak. Başka bir deyişle, sevdiceği alenen kıskanmak, tehdit unsurlarına karşı pozisyon almak. Doğadan sofranıza, sevgiyle.

Primata bağlamak

Primata bağlantı sağlandı (1000 kB/s)

Günümüz erkeğine hiç yakıştırılmıyor bu hareket doğrusu! Cık cık cık… Halbuki Cosmopolitan Sokak, Sex and The City Apartmanı sakinlerinin unuttuğu bir iki şey var:

1) İnsan da primat.
2) Primat da can.

Herhalde bunu söyleyen ilk erkek olmayacağım ama; kadınlara yönelik bilimum film, dizi ve yazılı basın tarafından pompalanan “modern, anlayışlı, sadık, uysal ama gerekli durumlarda (?) her yerinden viril viril testosteron akan erkek” profili, kanımca deli saçmasından başka bir şey değil. Bu bağlamda, “beni tutkuyla sevmeli ama kıskançlık yapmamalı” diyen kadına da, “deli gibi seviyorum ama kıskançlığım yoktur” diyen erkeğe de hayatta başarılar diliyorum.

Ey trendy and friendly insanlar silsilesi, gelin şunu kendimize itiraf edelim: iş duygusal ilişkiye, sadakate, cinselliğe geldiği zaman medenilik, modernlik, “cool”luk ve anlayış bir yere kadar. İçimizdeki primatla barışalım ki kalpler kırılmasın, hayaller yıkılmasın.

Ben sevdicekle ilgili hususlarda içten içe primata bağlamakta, hatta kimi zaman o primatın kafesini açmakta beis görmüyorum. Zira o pek modern ve ışıltılı şehir yaşamının bir o kadar modern ve hipstamatik insancıkları arasında da, özünde orman kanunları geçerli.

Bildiğin orman işte, erkekler güç yarıştırıyor, kadınlar ilgi çekiştiriyor vesaire… Haliyle, eğer sevdiğimi sevebilmeye devam etmeyi gerçekten istiyorsam, yukarıda bahsi geçen Cosmopolitan erkeği gibi davranma lüksüm yok. Aksi takdirde oyunu kurallarına göre oynamayı bilen bir başka primat gelip, sevdiceğimi elimden çat diye kapar ve ben köşeme çekilip modern ve anlayışlı bir şekilde ağlamak zorunda kalırım. Hiç görmediğiniz, duymadığınız bir senaryoymuş gibi yapmayın allasen; biz ne modern çiftler gördük, zaten yoktular.

Tabi ki, primata bağlamak halk içinde goril taklidi yapmak olarak algılanmamalı. Hangi ormanın sakiniyseniz, o ormanın kurallarıyla oynamalısınız oyunu. Mesela bir Cihangir Primatı rakibini modern sanatla döverken, bir Bebek Primatı bunu Lamborghini’siyle yapacak, öte yandan Fikirtepe’deki hemcinsleri ise hakyemeze başvuracaktır.

İş ki insanın karşısına içindeki primatın kafesini açmasına değecek bir insan çıksın, iş ki o primat ormanında hayatta kalmanın kurallarını bilsin.