20 Liralık Benzin İkaz Lambasını Teğet Geçti

Tahmin edersiniz ki son derece sosyal sorumlu ve çevreci bir insan olduğum için arabam yok. Araba gerektiğinde başka insanların arabalarını kullanıyorum. En çok da halamın arabasını severim. 2000 model ama hala iyi kaçıyor. Yine de bir Tedirmobil değil tabi:

Tedirmobil

Tedirmobil

Benzin Zamları ile Değişen Sosyal Dinamikler
Son dönemde şunu farketmeye başladım: eskiden ailecek birbirimize arabayı dolu depo ile teslim ederdik (tabi “dolu”dan kasıt, en azından çeyrek depo benzin oluyordu o zamanın Türkçesiyle). RTE’nin deyimiyle kriz Türkiye’yi teğet geçti geçeli, kullandığım herhangi bir arabanın yarım depodan fazla benzine şahit olmadığına adım gibi eminim. En azından eskiden tatile giderken depo fullenirdi, artık arabalar tatile de çıkamaz oldu. Şoförleri yenilince onlar da yenilmiş sayıldı bir nevi. 

Kısacası, eskiden aile içinde araba teslim oyunu olarak “nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak” oynardık, şimdiki oyunumuzun adı ise “kim kimi yolda bırakacak“. Dünyanın en değerli benzininin satıldığı, gelişme hızına yetişilemeyen bu ülke, beni ve yakın çevremdeki şoförleri sadece kişisel ve anlık ihtiyacı karşılayacak kadar benzin almaya zorluyor.

Uzmanları Uyarıyorum: Ukalalığın lüzumu yok
Hal böyle olunca, bizim arabalarda yakıt ikaz lambasının yandığı zamanlara, yanmadığı zamanlardan daha sık rastlanıyor. “Ayy ama az benzinle araba kullanmak çok zararlı, motorda pislik birikir, tıkanma yapar bıybıybıy…” diyecek uzmanlara işbu paragrafın başlığını takdim ediyoruz, koltuk altlarına alıp Teksas’taki yaşamlarına geri dönsünler diye.

Ve zurnanın zırt dediği “O” an:
Sonunda o kaçınılmaz an gerçekleşti. Geçtiğimiz günlerden birinde, yine “arabayı geri vermeden önce ikaz lambasını söndürecek kadar benzin koyup ortamdan sıvışayım” taktiği uygulamak için TAM TAMINA 20 TL’lik* banknot ile benzin alımı yaptım. Peki ne oldu: lamba sönmedi!

O an

Aldığım benzin ikaz lambasını teğet geçince...

Tecrübeli bir şoför olarak soğukkanlılığımı korumayı bildim. “Sakin ol Ted, benzin yeni koyuldu, iyice çöksün, yerine otursun, söndürür lambayı” diye düşündüm. Bekledim, bekledim… I-ıh. Söndürmedi sevgili okur. Söndüremedi.

Kıssadan Hisse
Demek ki neymiş, “Porsche’ni sat, Fiat’a bin”, “ev ve araba edinme planları yapıyorsan paranı eve yatır, arabayı boşver” diyen uzmanların bir bildikleri varmış. Biz bilemedik.

Bölüm sonu Orko'su

* 125 cc’lik bir scooter’ın deposu yaklaşık 15 TL’ye doluyor ve bir depo benzinle şehir içinde 4-5 gün takılabiliyorsunuz. Tek insanlı araba ve jiplerden geçilmeyen İstanbul trafiğine sevgi ve saygılarımla.


Sosyal Medya Teşhirciliği Rehberi

Bayram tatilini geride bıraktığım şu saatlerde, oturup size ne kadar şahane bir tatil geçirdiğimi anlatmayacağım. Zira yoğun bir insanım ve Maldivler’den girsem, Bali’den çıkmam gerekecek ve tüm tatil deneyimimi paylaşacak zamanım yok.

Bugün sizlere balık vermeyip, balık tutmayı öğreteceğim. Zira bayramda biriken fanlarımı limitli profilime kabul etmek için bir kereliğine Facebook’a girecek oldum, aman Allah’ım o da ne: The Scene kan ağlıyor! Lifestyle yerlerde sürünüyor… Eş dost saydığım insanlar bile “ben de burdayım Feysbuk!” diyerekten tatillerine dair yüz karartıcı, stilden, trendden yoksun sosyal paylaşımlarda bulunmuşlar. Spesifik örnek verirdim ama, kimseyi rencide etmek istemiyorum.

Gelin bu geçtiğimiz bayramın sosyal medyadaki sefil yansımalarının üzerine kalın bir örtü çekelim ve önümüzdeki tatil, gezi ve hovardalıkları tam randımanla paylaşmak için neler yapmalıyız, onu öğrenelim (“öğrenin” demek istiyorum, ben zaten biliyorum):

1) iPhone şart.
Üzgünüm ama evet. Hatta iPhone 4 ya da üstü lazım. Daha ilk maddeden çaktıysanız, bu sayfayı bookmark edin, gidin alın bir tane iPhone, yazıya kaldığınız yerden devam edersiniz.

2) Instagram, Hipstamatic kullanın.
Bilmeyenler için altyazı geçiyorum, bu iki iPhone uygulaması, sosyal medyada fotoğraf paylaşımının olmazsa olmazı. Neden? Çünkü fotoğraflarınız lifestyle’ınızı yansıtabilmeli, hem retro hem modern durabilmeli ve konturları azıcık yanık / yıpranmış durmalı. Paylaştığınız fotoğrafınızın altında çıkacak “mobil ile”, “instagram ile” vb. ibareler de cabası.

UYARI: Sakın gidip ezik gibi dijital kamerayla fotoğraf çekip, sonucu oraya buraya elden yüklemeye kalkmayın. 90′larda değiliz artık. Hayır, Sepia preseti de kurtarmaz, komik olmayın.

3) Yemek fotoğrafı paylaşın.
Tatile gidip, orada yediğiniz yemekleri cümle alemle paylaşmamak mı? Şaka yapıyorsunuz herhalde sevgili tatilciyan. Somali mi burası? Tabi ki yemek fotoğrafları pay-la-şı-la-cak. Fotoğraflar sipariş yeni geldiğinde, masa hınca hınç yemek doluyken çekilmeli ki, kadraj kaloriyle dolsun, iştahlar açılsın. İleri demokrasilerde insanlar yemeğin sonunda ödedikleri hesabı da sosyal medyada paylaşıyorlar ama maalesef Türkiye buna henüz hazır değil.

4) Tatil arkadaşlarınızla sosyal medya üzerinden iletişim kurun.
Arkadaşınız  isterse odasında, isterse yanınızdaki şezlongda olsun, farketmez. Birbirinizin fotoğraflarını çekin, tagleyin, birbirinizin paylaşımlarını “like” edin. Yemek fotoğraflarının altına “afiyet olsun! ehehe”, “offf seninki çok güzel duruyo versene biraz eki eki” benzeri esprili minik yorumlar serpiştirebilirsiniz. Burada maksat, paylaşımların reytingini paylaşan arkadaş sayısıyla çarpmak. Unutmayın, muhabbete ne kadar çok lokal insan dahil olursa, sizin o şahane tatil deneyimlerinizden o kadar çok sosyal medya kullanıcısı sebeplenir.

5) Facebook Places, Foursquare: Bunlar yoksa mekan gezmeyin daha iyi.
2011′in sonuna yaklaştık, hala Facebook’ta “alaçatının akşamlarıda bibaşka güzel! :D” benzeri REZİL, ilkel paylaşım şekillerine rastlıyorum. De bağlacının bitişik yazılması ve benzeri yazım hatalarını geçtik diyelim. Kardeşim, GPS’in de mi yok? Check in edeceksin Places veya Foursquare ile, biz de belgesiyle göreceğiz nerede olduğunu. Bu ne laubaliliktir anlamıyorum. Tüm Facebook camiası toplanmış, senin hangi venüde olduğunu öğrenmeye çalışıyoruz, sen gitmiş “alaçatıda” gibi hem zevzek, hem muğlak mesajlar post ediyorsun. Check in etsen ne güzel göreceğiz “x was at Alaçatı Fun Fin Ski Beach Club” diye. (Bu bölümde “sen” diye konuşarak olaya dinamizm kattım ama aslında lafım bu hataya düşen herkese…)

UYARI: Ola ki sizin bulunduğunuz “fikfok sunşayn kılap”a bir tanıdığınız check in etti. Sakın ha bu kişiye özel mesaj veya telefonla ulaşmaya kalkıp sosyal medya reytinginizi heder etmeyin. Çok pişman olursunuz. Yapmanız gereken, işbu kişinin check in mesajının altına “nerdesin yaa göremiorum, fun skilerin ordayım” benzeri, ilgi çekecek koordinatlar da içeren bir yorum yazmak. Bu sayede sosyal medya bilinirliğinizi garantiye alacak ve kim bilir, belki başka sosyal medya arkadaşlarınızla karşılaşacaksınız.

6) Ayaklı tatil fotoğrafı: Doğru kişi olduğunuzdan emin misiniz?

Tatilde ayaklı poz şart değil.

Plajda uzanmış yatan kişinin ayaklarını kadraja dahil ederek kumsal / deniz manzaralı fotoğraf çekmesi ve bunu paylaşması, meşakkatli ve riskli bir iştir. Bu bayramda da, cahil cesaretiyle bu tarzda eser vermeye çalışan gariban amatörler yüzünden yemin ediyorum midem kalktı.
Kadınlar: Pedikürü sakın ihmal etmeyin, ayaklarınıza çok güveniyor olsanız da, fotoğrafı 3-5 dobra arkadaşınızın onayını almadan yayınlamayın.
Erkekler:  Saçmalamayın. Kimse sizin kıllı ayaklarınızı görmek istemiyor. Sakın ha. Saçmalamayın.

Bu gibi artistik pozların altından kalkamayanlar, biraz paraya kıyıp bir Jet Ski kiralayarak veya yalandan iki kite surf tutarak, fazla riske girmeden “ben de burdayım!” diyebilirler.

7) Bilgi vermeyin, ilginçlik yapmayın.
Gittiğiniz yerlere dair kültürel, tarihi veya sosyal ilginçlikleri paylaşımlarınıza katarak insanların içini baymayın. Mesajlarınız “sizin tatilde olduğunuz gerçeği”nin dışında bir artı değer içermemeli, insanları düşünmeye veya öğrenmeye sevk etmemeli. Aksi takdirde konuyu saptırmış olursunuz. Gerek yok.

Bu tatilin, bu sosyal mecranın, bu hayatın kahramanı sizsiniz. Fikirlerin kişiler (siz) ve olayların (yemekleriniz) önüne geçmesine izin vermeyin.

Yolu sosyal medyadan geçen herkesle bir gün, bir yerde check in ederiz.